8 Kasım 2011 Salı

Pac-10'in Çoğalmaya İhtiyacı Var #1


Gökmen Özdenak'ın gündem yaratan bu cümleleri karşılık buldu ve Colorado ile Utah'ın eklenmesi sonrasında artık biricik konferansımızdan bahsederken Pac-12 demek zorundayız. Ağza eskisi kadar iyi oturmaması bir yana, dahil edilen programların düzeyi de tatmin edici olmaktan uzak. Hele geçtiğimiz iki senelik süre zarfı içerisinde adı geçen takımlardan sonra. Big 12'in parçası olan Texas, Texas Tech, Texas A&M, Oklahoma, Oklahoma State ve Baylor gibi programların ilavesi ile 16 takımlık bir süperkonferans oluşturma ütopyası sonuçsuz kaldıktan sonra, 'pilavdan dönenin kaşığı kırılsın' düşüncesiyle sarıldıkları Colorado ve Utah'ın konferansın standartlarını yakalaması belli bir zaman alacaktır. Futbolda işler çok kötü başladı, burada en azından Colorado deplasmanı beraberinde getirdiği coğrafi zorluklarla birlikte bir Bolivya etkisi yaratabilir. Kadroda da eli yüzü düzgün birkaç elemanın olduğu söyleniyor. Belki Klay Thompson ve DeAngelo Casto'nun gidişini izlerken, basında da geçen sezonki uyuşturucu haberlerinin işlenmesiyle zor bir ölü sezon geçiren Washington State'i altlarına alabilirler o potansiyel varsa.


Son birkaç yılda kolej basketbolunun güç merkezi olan altı elit konferansın en kötüsüne dönüşen Pac-12, gelecek sezondan itibaren Syracuse, Pittsburgh ve -büyük ihtimalle- West Virginia'yı kaybedecek Big East'i altına alacaktır. Ancak bu sezon için bir Final Four adayı çıkarması çok kolay gözükmeyen bir konferans ile karşı karşıyayız. Arizona, Washington, UCLA ve California geçen sezon olduğu gibi konferansın ağır topları. Önemli oyuncularını NBA'e gelin gönderen USC ve Washington State diplere sürüklenirken, onların yerini Oregon ve Stanford gibi takımların doldurması beklenebilir. Hatta freshman Jahii Carson'ın getirecekleri doğrultusunda Arizona State de yarışmacı bir takım olabilir. Bu gece Arizona'nın Valparaiso önüne çıkmasıyla start alacak sezonun en büyük albenisi, Big Four olarak nitelendirebileceğimiz takımlar arasındaki makasın geçen senelere oranla daha yakın gözükmesi. Şimdi bunları birer birer ele alalım...

1) Washington Huskies:

Tony Wroten Jr. hakkında sınırlı veriye dayanarak biraz fazla yüksekten uçuyorum muhtemelen. Brandon Roy'un da mezun olduğu Seattle'ın baba liselerinden birinden çıkma Wroten cozutmaya müsait bir fıtrata sahip gibi, ama medyanın her şeye aşırı reaksiyon verdiği bir çağda yaşıyoruz ve sarhoşken atılan birkaç tweet durumu krize çevirebiliyor. Geçtiğimiz mayıs ayında ülkemizde -Seattle Supersonics taraftarı olanları tenzih ediyorum- daha ziyade Richie Frahm hakkında yazdığı haberle -tık!- tanınan Steve Kelley'nin oğlunun ortaya çıkardığı ufak çaplı bir skandal başını belaya sokmuştu Wroten'ın. Lisedeki seksi bedencinin esrarengiz biçimde kovuluşunun altından, kahramanımızın Washington'a kabul edilebilmesi için vermesi gereken yabancı dil kalifikasyonunu sağlamak adına yaptığı usulsüzlük çıktı. Wroten'ın Twitter hesabındaki "İspanyolca dersinde sadece üç kişiyiz, oley be" mesajının da yazarın işini kolaylaştırdığını söylemek lazım. Zira İspanyolca sınıfının kontenjanının dolması üzerine, işi oluruna getirmek adına sadece üç kişinin kaydolduğu (diğerleri de futbol takımının oyuncuları) böyle bir hayalet sınıf ayarlanıyor. Olay basına sızdıktan sonra Wroten'ın hala konu ile ilgili espriler yapması, mental olgunluğunun tartışılmasının çok da yersiz olmadığının göstergesi belki de. Ancak bu yaştaki adamların hepsinden Jimmer Fredette hayatı yaşamasını bekleyemezsiniz. Hücumda şutlarını doğru seçen, savunmada konsantrasyonunu kolay kolay kaybetmeyen bir adam gibi gözüktü ve bu oyuna kendini adamakta problem çekmeyen bir oyuncuyu gösterir. Böyle olduğu müddetçe Venoy Overton'dan sonra takımı yukarı taşıyacağını söylemek çok temelsiz olmaz. Eline geldiğinde Wroten'a oranla kendini bulmaktan daha uzak gözüken Nate Robinson ve Isaiah Thomas gibi oyuncuları idare etmiş Lorenzo Romar'ın burada da iyi iş çıkarabileceğine inanıyorum.


"If you go off how I play in the game, I'm very emotional. I'm always pumped. So I could get people thinking I'm a bad person. But those same people who call me a bad person, once they meet me, they're like, 'Man, that Tony Wroten, he's a whole different person.'"

Thomas ve Overton'ın boşalttığı arka alanda görevi devralacak isimlerden biri muhtemelen üçüncü sınıf oyuncusu Abdul Gaddy olacak. Geçen sezonun büyük bölümünü diz sakatlığı nedeniyle oturarak geçen Gaddy, sakatlanmadan önce iyi bir dağıtıcı ve iyi bir savunmacı kumaşını göstermişti. Uzun süreli bir sakatlıktan sonra eski formunu yakalaması biraz zaman alabilir. Fakat tıpkı geçen sezonki Thomas-Overton tandeminde olduğu gibi, Romar'ın bu sezonu da çift oyun kuruculu beşle götüreceğine ve Gaddy-Wroten ikilisinde karar kılacağına inanıyorum. Bununla beraber Wroten'ı aslanların önüne atmak için biraz beklemesi ve ilk aşamada çaylak sezonunda 8.1 sayı ortalaması tutturan keskin şutör C.J. Wilcox'ı ilk beşte değerlendirmesi beklenebilir. Sağ ayak serçe parmağındaki sakatlık nedeniyle aralık ayından önce takıma katılamayacak senior Scott Suggs'ı ve 45% üçlük yüzdesini de hesaba katarsak takımın arka alandaki kayıpları kompanse etmesi çok zor olmayacak gibi.


3 numarada takımın kelepçesi Justin Holiday'in yokluğunda, daha ziyade hücumuyla tanınan ve patlama sezonuna hazırlandığı konuşulan Terrence Ross'ın burada da güç kaybına izin vermeyeceğini söyleyebiliriz. Fakat sıkıntının baş gösterdiği nokta, sezona ülkemizde Hacettepe Üniversitesi formasıyla giren Matthew Bryan-Amaning'in yerini doldurabilecek bir boyalı alan silahının göze çarpmaması. Aziz N'Diaye hücumda sınırlı silaha sahip olsa da iyi bir savunmacı, 4 numarada ise veteran Darnell Gant'in bir sıçrama yaratması gerekecek. İlk beşi tamamlaması beklenen bu ikiliden geçen sezon maç başına gelen skor toplamının 10 sayıyı bulmaması en büyük çekince. Yetenek olarak seleflerinin çok gerisinde gözükmeyen kısaların işinin zorlaşacağı nokta da bu. Savunmaların her zaman yayın gerisine odaklanacak olmaları ve Suggs, Wilcox gibi şutörlere eskisi kadar kolay pozisyonlar kalmayacak olması. Almanya'dan gelen ve programın gelecekteki pota altı skoreri olarak lanse edilen Martin Breunig'in süre alacak kadar hazır olmadığı söyleniyor. Bir diğer freshman Jernard Jarreau daha çabuk katkı verebilir. Shawn Kemp Jr. da muhtemelen bu sezon cezalı olacak. Tık!


Takım geçen sezon yalnızca 17 dakika süre alan ve 8 sayı, 3.8 rebound, 1 asist gibi rakamlarla sophomore sezonuna giren Ross'ın artacak rolünü bir an önce kucaklaması ve Wroten'ın lisede ışıklarını gösterdiği büyük yetenek olması gibi beklentiler üzerinden şekillendiriyor konferans şampiyonluğu şansını. Ancak belki de geçen sezonun en dominant kolej oyuncusu Derrick Williams'ı kaybeden Arizona, ya da Honeycutt-Lee ikilisinin ayrılması sonrasında kanat rotasyonu kuşa dönen UCLA de daha az bilinmeyene bel bağlıyor değil. Benim konferansı götürmeye en yakın gördüğüm takım Washington. Ancak Wroten'ın sezon öncesi freshman listelerinde Top 10 görmediği bir ortamda, benim kendisini All-American Team için aday gösterdiğimi de hesaba katın. Elemandan yana bu denli umutlu olan bir başkası var mı bilmiyorum, Eamonn Brennan genelde olumlu konuşuyor ama...

Head Coach: Lorenzo ROMAR (Washington ile 195-102, toplamda 288-190)
İlk Beş:
PG Abdul Gaddy (JR) - SG Tony Wroten Jr. (FR)
SF Terrence Ross (SO) - PF Darnell Gant (SR)
C Aziz N'Diaye (JR)
Kritik Yedekler:
SG C.J. Wilcox (SO)
SG Scott Suggs (SR)
PF Jernard Jarreau (FR)

Sıradaki yazıda California, Arizona ve UCLA bu şekilde masaya yatırılır. Diğer takımları da bir paragrafta toparlarım...

7 Kasım 2011 Pazartesi

Wooden Award 2012 - Pivot Adayları

Biraz tembel davrandık, yeni sezon kapıyı çalmak üzereyken ilk beşimizi tamamlayan parçayı da takdim edelim.


Jared SULLINGER (Ohio State)
6-9, Sophomore

Geçen sezon öncesinde -tıpkı bugünlerdeki Tony Wroten Jr. seçimimde olduğu gibi- büyük oranda Hoop Summit performansı üzerinden All-American Team tahminlerime ilave ettiğim Jared Sullinger'ı bu sezon görmezden gelmem için pek bir sebep yok. Zira freshman sezonundaki 17.2 sayı ve 10.2 rebound ortalamalarının üstüne, henüz lokavt ihtimalinin boyutlarının tam olarak kestirilebilir olmadığı günlerde okula dönme kararı aldı. Son yıllarda one-and-done uzunlardan ötürü çok kan kaybetmiş (Greg Oden, Kosta Koufos ve Byron Mullens sırasıyla aklıma geliyor) Thad Matta için çok büyük bir ferahlamaydı. Her ne kadar onu bir sonraki Oden olabileceğini düşündüğü bir oyuncuyu istihdam ettiği için suçlamak adil gözükmese de, bu tip erken profesyonellik kararlarının dolaylı olarak okulun APR (akademik iyileşme oranı) puanlarına vurduğu darbe Matta'yı da rahatsız ediyordu. (Zira okullara verilen burs hakları bu puanlarla korelatif olarak belirleniyor ve Buckeyes cephesinde one-and-done modası uzunlarla sınırlı değildi.) Sullinger'ın lokavt hakkında sağlam tüyolar aldığına ya da kapıdaki tehlikeyi fark etmesine yarayacak çok güçlü hisleri olduğuna falan inanabilirsiniz. Ancak Kentucky karşısındaki mağlubiyet sonrası bu okula borcunu ödeyemediği ve kariyerinde bundan sonra çok büyük başarılar kazansa dahi bu eksikliğin onu yalnız bırakmayacağı yönündeki açıklamaları beni ikna etmeye yetti. Elemanın hikayesine aşinalığım ve çevresinde ona akıl verenlerin niyetine dair gözlemlerimin de bunda payı vardı mutlaka. Tık!

Madem okuyucuyu o yazıya bağladık, oradaki alıntıyı da yeri gelmişken tekrar edelim.

J.J.: Sana işini öğretecek değilim ama, kardeşime burs vermeyi cidden düşünmelisin.
Matta: Julian'dan mı bahsediyorsun? (Julian şu anda Kent State forması giyen ortanca kardeş.)
J.J.: Hayır, Jared.
Matta: Şu şişman kardeşin mi?

O şişman kardeş koleje gelene kadar verdiği kilolara bu yaz 7.5 kilo daha ekledi ve şu anda sadece 120 kilo. Fakat bunun geçen sezon akşam yemeklerini Big Ten uzunlarıyla geçiştirme alışkanlığını değiştireceğini pek sanmıyorum, zira üst yapısı hala korkutucu gözüküyor. Kendisi de hiç olmadığı kadar iyi hissettiğini söylüyor yazın yaptığı bu ince ayarlar sonrasında. Onun gelişimi ölçüsünde, şu an için daha önde gözüken North Carolina-Kentucky ikilisini de ülkenin en büyüğü olma yolunda ciddi olarak tehdit etmeye başlayabilirler.


Kaybedilen iki son sınıf oyuncusu, yerleri kolaylıkla doldurulabilecek türden isimler değil. Her ne kadar şu sıralarda 'Neden geldim Cantu'ya, tutuldum kaldım avare' adlı dizeleri mırıldanmakla meşgul olsa da David Lighty savunmada üstlendiği rol ve rakip arka alandan Sullinger'a kanalize olan yardımları cezalandırmakta gördüğü işle bu isimlerden daha önemlisi. Ancak ikinci olarak saydığım işte daha büyük bir usta olan Jon Diebler'ın yokluğunun yaratacağı sancıları da hafife almayın. Bu noktada geçen sezon 44% ile 51 adet üçlük bulan ve her iki kategoride de takım lideri Diebler'ı en yakından takip eden isim olan senior William Buford, rolünü skorda bazı maçlarda Sullinger'ı aşabilecek kadar ileri taşımalı. (Geçen sezon maç başına 11.3 sayı kaydediyordu.) Kaybedilen diğer son sınıf öğrencisi Dallas Lauderdale ise şatafatlı istatistiklerin adamı olmasa da, savunmaya koyduğu sertlik ve istikrarlı olarak ortaya koyduğu iş disipliniyle genç oyuncular için iyi bir örnek, takım kimyası için de önemli bir yapıştırıcı görevi görüyordu. Fakat işin manevi boyutunu bir kenara bırakırsak, yeni gelen gençlerin performansı sonrasında onu unutmak çok zor olmayacaktır. Açın gençlerin önünü!

Geçen sezon senior ağırlıklı yapıyla sonuna kadar gidemeyen takımın, bu sene 4 sophomore ve 1 seniordan oluşması muhtemel beşiyle şampiyonluk iddiası taşıması kimilerine hayalcilik gibi gelebilir. Fakat geçen sezon takım çok ihtiyaç duymadığı için Matta'nın pek başvurmadığı, 5 yıldızlı prospect, güzel insan Deshaun Thomas'ın esas oğlanın yanında çok daha iyi bir tamamlayıcı olması muhtemel. Jordan Sibert ve geçen sezon savunmasıyla da takdirimi kazanmış Aaron Craft'in -kelime oyunlarını ana dilde tercih ediyorum- bol bol gelecek boş şut fırsatlarını da değerlendirmesiyle en iyi hücum takımlarından birine dönüşebilirler. Boston ile şampiyonluk görmüş topçulardan Charlie Scott'ın oğlu Shannon Scott, pota altı rotasyonunda 8-10 dakikalık sürelerin peşinde koşacak Amir Williams ve Boston College'dan transferi sonrasında geçen seneyi oturarak geçen Evan Ravenel de Ohio State'in çabuk katkı almayı umduğu yeniler. Bu sene direkt katkı bekledikleri asıl eleman LaQuinton Ross'un akademik olarak geçer not alamaması ise herhalde bu yazın Matta adına en can sıkıcı gelişmesiydi.


Sullinger'ın sırtında yükselecek takımın, kocaoğlana All-American kemerini koruması için fırsat tanıyacağını düşünüyorum. Listedeki pozisyonları ESPN'den aldığımdan burası biraz güdük kaldı galiba, Tyler Zeller beklentileri çok aşar da bu takım için tartışılabilir biri haline gelirse gireceği yer 5 numara pozisyonu olacaktır mesela muhtemelen. Ama biz forvetlere dahil ettik, ESPN'in hikmetinden sual olunmaz diye düşünüp. Bu aşağıdakilerden de çok fazla rakip yok zaten. En iyileri bence Festus Ezeli. İsmi de güzel. Keşke bizim tosun Joshua "Bundan Sonra Senin Adın Joshua Smith Olsun" Smith de sahada kaldığı dakikaları artırıp bu muhabbetlerde ciddi bir aday olabilse. Fakat yine asıl ekmeği NBA takımları yiyecek gibi geliyor gelişim eğrisine bakıldığında. Jrue Holiday gibi hayırsız çıkmasa bari... Geçen gün Twitter hesabından "Eğer UCLA'i değil Washington'ı seçmiş olsaydım hala orada olurdum, orası aile gibi bir şeydi" yazmış. Sonra 'neden bana Jrudas diyorlar ya' diye dolaşıyorsun etrafta. İsmi güzel dedik, UCLA dedik, onuncu çocuk olarak ismini hak ederek alan De'End Parker da bulunsun. Kız çocuk mu deniyorlarmış acaba...

Diğer adaylar:

Festus EZELI (Vanderbilt)
6-11, Senior

Alex ORIAKHI (Connecticut)
6-9, Junior

Joshua SMITH (UCLA)
6-10, Sophomore

Patric YOUNG (Florida)
6-9, Sophomore

Belki Robert Sacre da aday listesinde yer almayı hak ediyormuş. Blame Canada!

Böylece beşimizi de tamamlamış olduk.

G Tu Holloway, Xavier, 6-0, Senior
G Tony Wroten Jr., Washington, 6-5, Freshman
F Harrison Barnes, North Carolina, 6-8, Sophomore
F Perry Jones III, Baylor, 6-11, Sophomore
C Jared Sullinger, Ohio State, 6-9, Sophomore

NCAA bayramınız kutlu olsun... "Kesin olan bir şey varsa bu sene oynanacak lig, en temiz lig olacak." Bir de Pac-12 için ön bakış kabilinden bir şeyler karalayabilirim.

1 Kasım 2011 Salı

Crystal Fighters: Su Önemli


Geçen yazın başında elime bir Freshtival davetiyesi geçince 'festival sezonunu açmak için bundan iyi bir fırsat olamaz' diye düşünmüştüm. Hayır, pek de öyle olmamıştı. Açıklanan gruplar arasında 2010'daki The Raveonettes heyecanını uyandıracak bir grup olmadığı gibi, Leftfield dışındakiler en ufak bir şey de çağrıştırmıyordu. Zaten onlar da benim için gecenin asıl olayı olan, sezon boyu yolunu gözlediğimiz Wembley'deki Şampiyonlar Ligi finali ile çakışıyordu. Orada olmam için gerçek anlamda bir sebep yoktu, çok küçük bir ihtimali kovalıyordum belki. Can Bonomo'ya maruz kalmak için doğru yerin kapı önü olduğunda birleştik, içeri girdiğimizde Serdar Özkan'a benzemesine rağmen seksi olabilen bir solist ve bir sürü ilginçlikler insanından oluşan bir grup sahne alıyordu. "Solar System" ve arkasından "Champion Sound" ile giriş yapmaları gardımızın düşmesine yetti, sahne önüne doğru yol aldık.


Noisettes ablası Shingai Shoniwa biraz popo sallayıp, düz duvara tırmanınca erkek seyirciyi iki koldan da etkisi altına aldı belki. Gerçekten fena değillerdi, haksızlık etmeyeyim. Ama o günden bu yana "Açıp bir Noisettes dinleyeyim" demediğim gibi genelde o performansı "Erken çıkıp Olasılık vizesine çalışsaydım, belki sınırsız sınav hakkı peşinde koşuyor olmazdım" sözleriyle birlikte anıyorum. Bir de finali de kaybettik... Her neyse, adlarını odaya dönünce bilete bakmadan hatırlayamadığım Crystal Fighters ile tanışmak gecenin amortisi oluyordu fazlasıyla.

İsimlerini hatırlayamamam çok acayip değil aslında. Çok farklı türde müzik yaptıkları söylenemeyecek iki grup Crystal Castles ve Crystal Stilts'in varlığında bu isimde karar kılmak mantıksız mı yoksa gerçekten çok mu mantıklı, emin olamıyorum. Ama kuruluş hikayesinde belirtilene göre, gruptaki iki Bask kökenli kadın vokalden biri olan Laure'nin akıl sağlığını yitirdiği düşünülen büyük babasının son günlerinde yazdığı yarım kalan operanın başlığıymış aynı zamanda Crystal Fighters. Laure Londra'ya elinde yaşlı adamın günlüğüyle döndüğünde, grubun diğer üyelerinin de ilgisini çekmiş başlangıçta deli saçması olarak görülebilecek bu şeyler. Yazdıkları şarkılardaki Bask aromasını da, zaman içinde kendilerine yükledikleri artık yaşamayan bu adamın yarım kalan işini tamamlama misyonlarına bağlıyorlar. Tamamen gerçek dışı bir pazarlama hamlesiyse bile başarılı olduğu için söyleyecek bir sözüm yok.


Benim müzik görgüm Crystal Fighters'a tıpatıp benzediğini iddia edebileceğim gruplar sıralamama yetmiyor. Ancak kategorize etmekte zorlanacağınız, ya da bu işin ilk planda ne kadar manasız olduğunu bir kez daha onaylamanıza yarayacak bir müzik yapıyorlar. Yıllardır Guardian'da her gün yeni bir grubu okurlarına tanıtan ve birkaç hafta önce sonunda veryansın eden -tık!- Paul Lester'ın uydurduğu Basktronika kelimesi hoşuma gitti. Her yeni duyduğunuz için kulağa hoş gelen bir kombinasyonu ortaya atıp janr oluşturmak yanlış gelebilir. Ama müziği olduğu gibi kabul edemeyen, bir janr içine sokmazsa ölecek adamın tavrı kadar yanlış değil. Ya da benim bir dolu karşılık bulabilecek olmama ve havalı olmadığını da yıllar önce fark etmiş olmama rağmen hala "janr" kelimesinde ısrar etmem kadar... Ama şu anda albümün en iyi beş şarkısından birisi arasına muhtemelen koymayacağım "At Home" çalıyor ve mutluluğun sırrı gibi bir şey. Hani her gün bir kere dinlesen, her şeye rağmen bir daha kötü hissetmene izin vermeyecek bir şarkı ya da bir marş gibi. Ki bunu 13 yaşındaki kızın uğradığı tecavüzün kendi rızası içinde olduğuna hükmedebilen bir ülkede yaşadığımız haberiyle uyandığım bir günde yapabiliyor. Son bir aydaki Türkiye için bile yeni bir zirve noktası... Belki de konser günü her şarkıya eşlik etmek isteyip, mahcup bir şekilde ritm tutmakla yetinirken bu şarkının imdadımıza yetişmiş olmasından özel bu da. Lalalalalalalalalalalala!

Manyetik Bant'ın Freshtival sonrası yaptığı röportaja kulak verelim... Tık! (Konser fotoğrafı da ondan oldu, kusura bakmasın.)

MB: Sahnede enerji patlaması yaşıyorsunuz. Turne sırasında her gece aynı performansı göstermek fiziksel ve zihinsel açıdan zorlayıcı oluyor mu?

Graham: Konser öncesinde ve sonrasında zor olabiliyor ama performans sırasında her şey harika.
Gilbert: Sahnede gerçekten her şeyimizi müziğe veriyoruz, hiçbir şey sahte değil. Hepsi doğal olarak çıkıyor. Yani abartmamak gerek, o kadar da zor değil.
Graham: Su. Su önemli, çok su içiyoruz.

Kalabalık grupların ya da Archive gibi müzik kolektiflerinin konserlerinin daha esaslı bir deneyim olması normaldir. Bir de işin içine Crystal Fighters'ın beraberinde getirdiği gibi txalaparta, txistu, etxeberria falan gibi yerel çalgılar girince bunu ikiyle çarpıyoruz. Ama adamların sahnede şu sabahtan beri çevirip durduğum albüm kayıtlarının üzerine çıktıkları kesin. Muhtemelen suyla alakası yoktur ama. Umarım ümit ettikleri gibi yakın zamanda yine gelirler. Hatta bir başka hayalleri olan Manu Chao ile birlikte çalmayı da İstanbul'da gerçekleştirseler ya...

Başrolünü David De Gea'nın oynadığı son videolarını da paylaşıp bitireyim yazıyı.

31 Ekim 2011 Pazartesi

Wooden Award 2012 - Forvet Adayları

Uzun bekleyişin ardından bu hafta ABD sınırları içerisinde basketbol topu sekmeye başlayacak. Bazı NBA hayranları bu cümleyi dudak bükerek okumuş olabilir ama herkes için güzel bir haber olmalı. Sezon öncesi yapılan sıralamalarda büyük çaplı yeniden gözden geçirmelere yol açacak sonuçlar da izleyeceğiz muhtemelen. Ama Harrison Barnes ve arkadaşlarının pole-positiondaki yerini tehdit edecek bir takım ortaya çıkmayabilir. Geçen seneki hayal kırıklığı yaratan başlangıcının ardından, turnuva zamanı toparlanan Barnes bu sene de All-American olmaya en yakın gördüğüm iki forvet arasında yerini alıyor. Farklı olarak, bu sefer tahminimi üzerine inşa edebileceğim birkaç veri de var.



Harrison BARNES (North Carolina)
6-8, Sophomore

"İnşallah lokavt olur, biz de bu yıldızları doyasıya izleriz."

Geçen sene genç nüvesiyle beklentileri aşıp Elite Eight oynayan UNC'de kampüsteki bu yakarışlar karşılığını buldu ve lokavt ihtimalinin ciddiyeti anlaşılmadan önce 2011-12 sezonunda bir NBA oyuncusu olmasına kesin gözüyle bakılan Barnes ve pota altı ikilisi (John Henson, Tyler Zeller) okula geri dönmeye karar verdi. Geçen sezonun ortasında direksiyonu Larry Drew II dengesizinden devralan Kendall Marshall ve ilk beşi tamamlayan Reggie Bullock da Chapel Hill'i terk etmek için doğru zamanı bekliyor. 2009 takımı gibi eksiksiz bir kadro yok belki önümüzde, fakat kesinlikle en büyük yetenek yığınlarından biri. Lisede iyi bir şutör olarak etiketlenen Bullock'un geçen sene çizgi gerisinde arıza yapmasından sonra, P.J. Hairston'ı ezeli rakip Duke'un elinden kaparak buradaki açığı kapatmayı planladılar. Bunun yanında Zeller-Henson ön alanı yeteri kadar korkutucu değilmiş gibi, Lakers ile iki şampiyonluk sahibi Bob McAdoo'nun blok ve rebound yeteneklerini irsi olarak almış yeğeni Michael McAdoo da takıma eklendi. Roy Williams hanedanlığını iki farklı takımla kurduğundan ve UNC'de Dean Smith'in halefi olmak gibi zor bir göreve kalkıştığından olsa gerek modern zamanın en iyi koçları sayılırken yeteri kadar saygı görmüyor. Fakat bu sezon sonunda bir Williams takımı 10. kez büyük dansa 1 numaralı seribaşı olarak katılacaksa, onu bu tartışmalarda görmezden gelmek hayli zor olacaktır.

Drew II sırra kadem bastıktan sonra sayı ortalaması istikrarlı olarak artan Barnes'ın, bu sezon şut seçerken de tecrübesinin getirisiyle daha özenli olması beklenebilir. Barnes sezon öncesi draft tahtalarında bu sezona da hemen herkesin ilk üçünde giriyor. Fakat geçen sezon da aynı yerde başladığı tahtalarda, hazırlık maçlarından itibaren nasıl düşüş gösterdiğini hepimiz biliyoruz. Hala o yeri hak ettiğini göstermek için bir şeyler yapması gerekiyor ve Clemson maçında doruk noktasına ulaşan form çizgisini kaldığı yerden devam ettirmek çok kolay bir iş değil.

College Basketball



Takımda onun skor liderliğini tehdit edecek birisi yok. Ancak bu Barnes için tahmin edildiğinin aksine, avantajlı bir durum oluşturmuyor. Geçen sezon takımdaki iç-dış dengesini sağlayabilmek için, dış şut merkezine oturttuğu hücum portföyünü biraz daha boyalı alan eksenine kaydırması şart. Burada Marshall-Bullock-Hairston üçlüsünün hücuma getireceği destek çok kritik olacak. Zira takımdaki rollerin öngördüğü şekilde Barnes, içeriden ana skor opsiyonu Zeller olan ve Henson'ın süpürücülüğüyle yeter pota altı üretimini sağlayan UNC'de takımın birincil dış opsiyonu. Bu da ona oyununun tamamlanmamış yönlerini geliştirmesi noktasında ket vurabiliyor. Bu sene içeriyi daha çok zorlayan, daha fazla fiziksel temasa giren ve faul çizgisini sık ziyaret eden bir Barnes görmek, tüm NBA gözlemcilerinin ortak beklentisi. Fakat bunun için Bullock'un tüm yazı bir savunma spesiyalistine dönüşmekle harcadığı bir ortamda, Marshall'ın yeni bir silkinme gösterip skorer kimliğini ortaya çıkarması gerekir. Bu gerçekleşirse Marshall'ın All-American unvanı hususundaki şansını da masaya yatırmamız gerekebilir elbette.

UNC beklendiği gibi ACC'de rakip tanımadan tepeye yerleşecekse, bunun Barnes'ın Wooden Award için şansıyla bir kaldıraç etkisi göstermesinin sonucunda olacağı aşikar. Sahada beklentilere cevap vermekte zorlandığı günlerde de dediğim gibi, Barnes büyük bir haber ve gelecek yaz adı Anthony Davis ile birlikte ilk iki sıradan okunmazsa çok şaşırırım. Fakat UNC sakinlerinin Harrison'ın NBA geleceğiyle çok ilgili olduklarını sanmıyorum.


Perry JONES III (Baylor)
6-11, Sophomore

Prospect yazarlarının kolları uzun, cılız ama iyi savunmacı her 3 numaraya Tayshaun Prince benzetmesi yapıştırmak kadar sevdiği bir şey varsa, son dönemde yetenekli gördükleri ama oyunu pek ipliyor gibi görünmeyen her kafası güzel adamı T-Mac klonu olarak takdim etmek. Bu Tracy McGrady'yi biraz hafife alır bir yaklaşım olmakla birlikte, henüz bu yaşta böyle çekinceleri önünüze getiren bir adamın T-Mac'in çıktığı yerlere çıkması da çok kolay gözükmüyor. İşte 'T-Mac's Lazy Eye' teşhisi konan son adam da bu ve geçen sezonun en kritik yerlerini oynarken gösterdiği halet-i ruhiye de bu teşhisi haklı çıkarır nitelikte.

Geçen sezon pota altındaki Jones ikilisinin yeteneğine fazla güvenen Baylor, sezon içerisinde kolej basketbolunda tecrübenin ne kadar önemli bir faktör olduğunu zor yoldan öğrenen son takım olacaktı. Sezona Tweety Carter ve Ekpe Udoh gibi -her şeyden önce gerçek olamayacak kadar güzel- iki ismi kaybederek giren Bears, özellikle bu ikiliden ilkinin yerini doldurma konusunda çok kötü iş çıkardı. Oyun kurucu pozisyonunu sophomore A.J. Walton'a emanet etmek kesinlikle güvenli bir hareket değildi. Onu freshman Stargell Love ile yedeklemekse bir adım daha ileri atmak anlamına geliyordu. Sonuç: 23.4% ile tüm Division I takımları içinde South Florida'dan sonra en kötü top kaybı oranıyla oynayan takım, son altı maçının beşini kaybederek turnuvayı evden izliyordu. Sezon öncesinde onları şampiyonluğa götürecek mesih ilan edilen Perry ise son iki maçta toplam iki saha içi isabeti buluyordu.


Bu sezona girilirken acil müdahale gereken yerin kısa rotasyonu olduğu açıktı ve Scott Drew da ilk iş olarak geçen sene daha düşük seviye bir basketbolun oynandığı NJCAA turnuvasında MVP ödülünü kazanan Pierre Jackson'ı ilk beş oyun kurucusu olması için transfer etti. Geçen sezon kurallar gereği kenarda oturan Brady Heslip de, takımın skor yükünü çekmenin dışında 1 numaradaki sancılara da yardımcı olan LaceDarius Dunn'ın ayrılışını unutturmalı. Eğer kısa rotasyonundaki bu transferler -California'dan alınan Gary Franklin de sezonun ikinci yarısıyla birlikte oynamaya başlayabilecek- yerine oturursa bu yeteneklerin 7-9'luk son konferans derecelerini aşacağı ve geçen sezon öncesinde hak etmeden oturdukları Top 10 listesinin gerçek bir mensubu haline geleceği öngörülebilir. Waco'da her şey yolunda gitse ve Baylor bunu başarabilse dahi, sınıfının 5 numaralı yeteneği olarak gösterilen Quincy Miller'ın doğrudan katkı vermesi Perry'nin başını ağrıtabilir. Perry karakter konusunda şimdiden kendi sahip olduğu malzemeden fazlasını gösteren Miller'ı bir rakip olarak görmediğini, takım başarısı için onun yardımına ihtiyaç duyduğunu vurgulasa da bu takımın lideri olduğunu henüz kanıtlamadı. Ve söz verdiği üzere dramatik bir mantalite değişimiyle geri dönmeyecekse, bu takımın sezon içinde Miller'ın takımına dönüşmesi bile sürpriz olmaz.

Hem Perry de Harrison gibi sophomore, hem de bundan bağımsız olarak kariyeri boyunca her alanda riskli bir seçim olacak gibi görünüyor. Ama maksat muhabbet olsun. Geçen sezon turnuva zamanında silinip giden ve beni de büyük hayal kırıklığına uğratan Terrence Jones, geçenlerde John Calipari'nin 'bu sezon ülkenin en iyi oyuncusu olabilir' açıklamasının ertesi gününde takım içi maçta 52 sayı-16 rebound ile oynamış. Calipari'nin kontrolde olduğu bir yerde, meşruiyetine inanmayacağım bir performans. Kansas'ta Marcus Morris, Markieff Morris ve Josh Selby'nin ayrılmasından sonra alpha dog haline gelecek ve hiç sekmeyen bir başarı geleneği olan takımda parlaması sürpriz kabul edilmeyecek Thomas Robinson ise benim listemde T-Jones'un üzerinde yer alıyor. Geçen sene Morris Biraderler'in gölgesinde kalırken bile en iyi NBA kumaşına sahip olduğunu düşünüyordum Robinson'ın. Johnson-Taylor guard ikilisi de bir boyalı alan silahı için ideale oldukça yakın bir ikili, onu beslemekte tereddüt etmeyeceklerdir. O da ciddi bir aday haline gelebilir yani. Kris Joseph'ı, Khris Middleton'ı ve yukarıda bahsettiğimiz parlak Calipari çaylaklarından Davis'i de yakından takip edeceğiz. Elias Harris, kızımız olacaktı.


Kazananların sıralı listesi aşağıda:

Tim ABROMAITIS (Notre Dame)
6-8, Senior

Michael GLOVER (Iona)
6-7, Senior

Drew GORDON (New Mexico)
6-9, Senior

Draymond GREEN (Michigan State)
6-7, Senior

JaMychal GREEN (Alabama)
6-8, Senior

Elias HARRIS (Gonzaga)
6-7, Junior

John HENSON (North Carolina)
6-11, Junior

Robbie HUMMEL (Purdue)
6-8, Senior

Kevin JONES (West Virginia)
6-8, Senior

Terrence JONES (Kentucky)
6-8, Sophomore

Kris JOSEPH (Syracuse)
6-7, Senior

Trevor MBAKWE (Minnesota)
6-8, Senior

Doug McDERMOTT (Creighton)
6-7, Senior

Khris MIDDLETON (Texas A&M)
6-7, Junior

Reeves NELSON (UCLA)
6-8, Junior

Andrew NICHOLSON (St. Bonaventure)
6-9, Senior

Thomas ROBINSON (Kansas)
6-9, Junior

John SHURNA (Northwestern)
6-9, Senior

Jeffery TAYLOR (Vanderbilt)
6-7, Senior

Keith WRIGHT (Harvard)
6-8, Senior

Tyler ZELLER (North Carolina)
7-0, Senior

Nekst: Pivot Adayları

25 Ekim 2011 Salı

Mydonose Kolejliler 2011-12



Afiyet olsun.

10 Ekim 2011 Pazartesi

Wooden Award 2012 - Guard Adayları

Wooden Award aday listesinin açıklanmasıyla, NCAA'in en temel sezon öncesi ritüellerinden birini arkamızda bıraktık. Aslında neredeyse bir hafta geçti üzerinden. Lokavt görüşmeleri günlük hayatın bir parçası halini aldı ve Billy Hunter'ın falan artık masadan 'hacılar yarın ne yapıyoruz' diye kalktığını düşünmeye başladım. Odağımızı biraz daha NCAA tarafına kaydırabiliriz...

Listedeki guardların tamamını aşağıda sıraladım. NCAA basketbolunun bir guard oyunu olduğu söylenegelir, bu sözün Murat Murathanoğlu'nun ağzından çıkışına da mutlaka en az bir kez rastlamışsınızdır. Bu bağlamda 50 kişilik listeye tam 22 guard adını yazdırmayı başarmış. Bu listelerin sezon boyunca birkaç kere güncelleneceğini ve örneğin daha sonra konferanslarının en iyi oyuncusu seçilecek Ben Hansbrough ve Tu Holloway gibi isimlerin geçen sezonki orijinal liste hazırlanırken görmezden gelindiğini hatırlatalım. Tam isabet yapmanın çok kolay bir iş olmadığını kabul etmekle birlikte, ilk bakışta dikkatimi çeken birkaç eksiği de dile getireyim. Isaiah Thomas (onu hepimiz çok iyi tanıyoruz), Matthew Bryan-Amaning (bu sene Hacettepe Üniversitesi'nde izleyeceğiz) ve Justin Holiday*'in (bu arkadaşımız da nedense Belçika ligini tercih etmiş) ayrıldığı Washington takımında rolünde esaslı bir yükseltgenme ile karşılaşacak Terrence Ross'u burada görmeyi bekliyordum. Washington'ın geçen senelerdeki derecesinden uzak kalması öngörülmüş olabilir fakat Lorenzo Romar'ın yine sihrini konuşturacağına inanıyorum. Kentucky'den Doron Lamb, Miami'den Malcolm Grant ve Saint Mary's'in çıkardığı yeni Patty Mills gibi gözüken Matthew Dellavedova da -bir ihtimal- komiteyi sezon sonunda mahcup edebilirler. John Calipari'ye kalsa o şimdiden Lamb'in bu ödülü alma ihtimalinden konuşacak gerçi...

Biz oyuncuları sıralamaya başlayalım.


Tu HOLLOWAY (Xavier)
6-0, Senior

Benim listemin tepesinde, bu sene nihayet komitenin radarına girebilmiş Holloway var. Fakat geçen sene de aynı listenin tepesine Jacob Pullen ve Kalin Lucas'ı oturttuğumu arşivlerimizde görebilirsiniz. Tık! Bu ikilinin sezon boyunca Kemba Walker ve Jimmer Fredette tarafından nasıl rencide edildiğini de hepiniz biliyorsunuz. Fakat Holloway'in yeteneklerine, en azından kolej seviyesinde fazlasıyla güveniyorum.

Zoraki bir 6-footer olarak geçen sene iki kere triple-double yaptığı gerçeğini öne sürelim her şeyden önce. Hocaların hocası Can Birand'la aynı masayı paylaştığımız gecenin ertesine düşen bu saatlerde, "yürek" parametresi konusunda özellikle hassas davranıyoruz ister istemez. Bu adamın da sezonu tüm fiziksel yetersizliklerini aşarak 5 rebound ortalamayla kapatması ve olayı Wake Forest'a karşı 10 rebound çekecek kadar ileri götürmesi tek başına o parametrede diğerlerini ekarte etmesi için yeterli veriyi sunuyor. Aslında geçen seneki Pullen seçimimle korkutucu bir benzerlik taşıyor gibi gözükmesine rağmen bu onun için kritik nokta olabilir hakikaten de. Yani ilk olarak söze buradan başlamış olmamı sadece dün geceki masaya bağlayamam.

Geçen sezon 20-5-5 çıtasının üzerine çıkan az sayıda oyun kurucudan biriydi Holloway. 20.2 sayı ortalamasını yakalarken bunu şut merkezli bir oyundan ziyade, deliciliğini kullanarak takımını canlandırdığı pozisyonların üzerine inşa etti. Ve bu enerjisinin ödülünü faul çizgisine yaptığı sık yolculuklarla alması da oyun akarken 15-16 civarında seyretmesini beklediğiniz skorunun, 4-5 birimlik bir kaldıraç etkisine uğramasını sağladı. Yine sezonun sonlarında ekrana gelen bu yönde bir istatistik olduğunu hatırlıyorum, kafamda çok net olmasa da... Çizgiye gitme alanında Rice'ın İranlı uzunu Arsalan Kazemi ve şu anda ismini hatırlamadığım bir diğer uzunla ilk üç sırayı oluşturuyordu. 87% ile faul atması hasebiyle üretimi de diğer ikilinin üzerindeydi. Özellikle sezon ilerledikçe savunmaların sertleştiği ve oyunun belli anlarda mutlaka tıkanma noktasına geldiği bir basketbol ikliminde, kesinlikle çok değerli bir şey bu özellik. Hele de topu kontrolünde bulunduran oyun kurucunuzdan böyle bir yardım alıyorsanız...


Elbette ödülü almak istiyorsanız takımınızı da bir noktaya çıkarmanız gerekiyor. Holloway'in rakamlarında geçen seneye göre bir gelişme olacağını beklerken, asıl çekincelerim de buradan kök alıyor. Zira zaten elit konferanslardan birinde bulunmayan Atlantic 10 temsilcisi Xavier'ın oyun kurucusu olan Holloway, geçen sene Marquette karşısındaki hayal kırıklığıyla biten sezonlarının ardından önemli yapı taşlarını kaybetmiş bir kadroyla yeni sezonu bekliyor. Konferanslarındaki Richmond ve Temple gibi rakiplerini yine aşağılarına alabileceklerini düşünsek de, şanssız bir konferans dışı fikstür çekmeleri panik havasını kampüse taşıdı. Memphis, Vanderbilt, Butler deplasmanlarına gidecekler, buradan üç mağlubiyetle dönseler pek fazla şaşıran çıkmaz. İçeride ise Purdue, Cincinnati, Gonzaga ve Georgia gibi turnuva adayı rakipler var... Buradan çıkaracakları derece hem büyük danstaki seri başı statülerini, hem de Holloway'in Wooden Award ve All-American Team gibi onurlar için şansını doğrudan etkileyebilecek kudrette. Arka alanda Mark Lyons gibi bir partnere sahip Holloway. Pota altında Kenny Frease gibi iyi bir bitirici de Chris Mack'in kolluk kuvvetlerinde olacak. Ancak Jamel McLean'in yokluğunda rebound konusunda yeni bir yardımcıya ihtiyaç var. Bunu sırasıyla Vandy'den ve isimsiz bir okuldan getirdikleri iki forvetten karşılamaya çalışacaklar: Andre Walker ve Travis Taylor. Bu oyuncuların katkısı Xavier'ın derecesinde ve dolayısıyla Holloway'in bu ödül için ciddi bir aday olma ihtimalinde belirleyici olabilir.

NBA'de varlığını sürdürmesini engelleyecek çok fazla defekt barındırıyor oyunu. Fakat bunları zamanı geldiğinde konuşuruz. Şimdilik -hala klasik bir oyun kurucu olmaktan çok uzak olsa da- yukarı çektiği organizasyon meziyetleri, 1.6 seviyesine getirdiği asist/top kaybı oranı ve maç başına 35% düzeyinde atmaya başladığı ve bir tehdit olarak oyununa kattığı üç sayılık atışlarıyla kolej basketbolu seviyesi için handikap olmayacak bir düzeye taşıdı tüm gediklerini. Enerjisi ve güçlü üst yapısının yardımıyla, kısa boyunun da sorun teşkil etmesine izin vermiyor.


Listenin geri kalanı şöyle:

Will BARTON (Memphis)
6-6, Sophomore

Dee BOST (Mississippi State)
6-2, Senior

William BUFORD (Ohio State)
6-5, Senior

Allen CRABBE (California)
6-6, Sophomore

Aaron CRAFT (Ohio State)
6-2, Sophomore

Marcus DENMON (Missouri)
6-3, Senior

Ashton GIBBS (Pittsburgh)
6-2, Senior

Jorge GUTIERREZ (California)
6-3, Senior

Tim HARDAWAY JR.** (Michigan)
6-5, Sophomore

Joe JACKSON (Memphis)
6-1, Sophomore

Scoop JARDINE (Syracuse)
6-2, Senior

John JENKINS (Vanderbilt)
6-3, Junior

Orlando JOHNSON (UC Santa Barbara)
6-5, Senior

Darius JOHNSON-ODOM (Marquette)
6-2, Senior

Jeremy LAMB (Connecticut)
6-5, Sophomore

Kendall MARSHALL (North Carolina)
6-4, Sophomore

Ray McCALLUM (Detroit)
6-1, Sophomore

Peyton SIVA (Louisville)
6-0, Junior

Jordan TAYLOR (Wisconsin)
6-1, Senior

Casper WARE (Long Beach State)
5-10, Senior

Maalik WAYNS (Villanova)
6-2, Junior

Bunlar içinden Hardaway Jr.'a olan sempatim zaten biliniyor. Onu gerçek bir aday olarak gördüğüm söylenemez ama Taylor, Lamb ve Jenkins'in All-American Team için ciddi birer aday haline gelmeleri beni şaşırtmaz. Bir de yeri gelmişken Jackson'ın olayını bir türlü anlamadığımı belirtmeliyim. Çok fazla süre almadığı geçen sezon bir şeyler kaçırmış olabilirim diye düşünüp, bu yaz ABD milli takımıyla da izledim ama...


İkinci guard pozisyonu için adayımsa, sezon öncesi listesinde kural gereği yer bulamayan çaylaklardan biri... Ve Austin Rivers*** değil... Bayağı bir dark horse seçimi olacağı açık, fakat Nike Hoop Summit'te vurulduğum yetenek Tony Wroten Jr.'a gidiyor benim diğer erken oyum. Onu da en azından listeye girdikten sonra konuşuruz, doğmamış çocuğa don biçmeyelim.

Her defasında bunlara harcamak istemiyorum elemanlar için kullanacağım kelimeleri ama merak eden çıkacaktır:
* Jrue Holiday'in kardeşi.
** Tim Hardaway'in oğlu.
*** Doc Rivers'ın oğlu.


Nekst: Forvet ve Pivot Adayları

4 Ekim 2011 Salı

Enke'yi Neden Özlüyoruz?


Futbolculuk döneminde, özellikle Barcelona deneyimi sonrasında, Robert Enke'nin her zaman en yakınındaki gazeteci olan Ronald Reng trajik ölümüyle hayatına teğet geçtiği her insanı biraz olsun silkelemiş kalecinin biyografisini geçen yaz içerisinde yayınladı. Carlos Tevez'in 'yaşanacak şehirler' listesindeki yeni güncellemeleri, Titus Bramble'ın sabıka kaydını ve şöhretin getirileriyle hesaplaşmayı becerememiş bir sürü başkasını dilimize doladığımız futbol dünyasında Enke gibileri özlemek çok yersiz değil. Aşağıda kitaptan bir bölümü alıntıladım. Wahrig sözlüğü çıkarmam gerektiyse bile, Enke için değer...


Nisan 2008. Avrupa Şampiyonası'ndan iki ay kadar önce Hannover'in Eintracht Frankfurt önünde 2-1 kazandığı hafta sonuydu. Robert Enke evinin salonunda maçın özetini izliyordu. Leverkusen-Stuttgart karşılaşmasına geçtiklerinde koltuğunda oturmaya devam etti. Önce yavaş gösterimde Stuttgart kalecisi Sven Ulreich'ın ceza sahası dışından gelen bir ortayı uzaklaştırmakta zorluk yaşayışını ve arka direkte Simon Rolfes'in topu ağlara yuvarlayışını seyretti. Birkaç dakika sonra Ulreich bu sefer uzaktan gelen bir şutu kontrol etmekte başarısız oluyor ve bu hatayı değerlendiren Stefan Kießling durumu 2-0 yapıyordu. Bu hataların arkasından ekrana Stuttgart teknik direktörü Armin Veh getirildi. "Futbol bazen çok basit bir oyundur. Bugün iki kaleci hatasıyla maçı kaybettik ve bunu herkes gördü. Bu durumda kaleciyi korumak, size hiçbir şey getirmez." Veh'in sözlerini duyan Enke, televizyonun karşısında küplere binmişti. Bir teknik direktör kalecisi hakkında nasıl olur da böyle konuşabilirdi! Her şeyden önce ilk gol büyük çapta bir kaleci hatası değildi. Yapması gerektiği üzere yumruğunu kullanarak tehlikeyi savuşturmaya çalışan Ulreich'ın şanssızlığı, topu gönderdiği yerde rakip oyuncunun bulunmasıydı. Televizyon muhabirlerinin bunu görememesine ve bu tip yorumlar yapmasına alışmıştı. Fakat bir teknik direktör? Enke televizyona doğru bağırdı: "Olacak iş değil!"

O sırada Ulreich eve dönmek üzereydi. 19 yaşındaydı ve hala annesiyle birlikte oturuyordu. Bundesliga'da henüz 10 maça çıkmıştı ve çökmüş bir halde, yakalayabileceği tek şansı berbat edip etmediğini düşünüyordu. Çalan telefonuna baktığında, tanımadığı bir numara gördü. Bir süreliğine duraksadı ve ardından telefonu açmaya karar verdi.


"Sesi duyduğumda dehşete düşmüştüm," diyor Ulreich. "Arayan Robert Enke idi."

Ulreich'la gerçek anlamda tanışmış sayılmazdı. İki hafta önce Stuttgart ile oynadıkları maçın sonunda 2-3 dakika konuşmuşlardı sadece. Telefon numarasını da Ulreich'ın eldivenlerini üreten firmadan istemişti. Ulreich'ın içinde bulunduğu duruma aşina olduğunu düşünüyordu.

Yaklaşık yarım saat boyunca konuştular. Enke, Ulreich'ın yediği golleri analiz etti önce. Ona önemli olanın verdiği kararlar olduğunu söyledi. İlk golde topu yumruklayarak doğru olanı yapmıştı. İkincisinde ise aslında topun üzerine doğru biçimde kapanmasına rağmen, devamında şansı terse dönüyordu. Bu noktada kendisinden şüphe duymamalıydı. Onu herkesin önünde eleştirdikten sonra, Veh'in sıradaki hamlesi Ulreich'ı takımdan kesmek olabilirdi. Yine de umutsuzluğa kapılmamalıydı. Benzer bir şey Barcelona'da da başına gelebilirdi ve saçma bir kupa maçından sonra kapı dışarı edilebilirdi. Bir maçın ardından kendisini yerin dibinde bulabilirdi -ama ona söyleyeceği ilk şey şuydu ki- bir gün oradan çıkacaktı. Gerçekten de böyle oldu ve Ulreich'ın yeteneği onu tekrar yüzeye çıkardı. Tıpkı daha önce Enke'nin başardığı gibi.

"Telefonu kapattığımda tüylerim diken diken olmuştu," diyor Ulreich.


Onu karşılayan annesine döndü. "Robert Enke..." Annesi bir açıklama bekledi, ama Ulreich'ın bir açıklaması yoktu: "Futbolda bunun başka bir örneği olduğunu zannetmiyorum. Bir milli takım kalecisi, kimsenin tanımadığı 19 yaşında bir meslektaşının telefonunu araştırıp buluyor ve ona yardım etmek için numarayı tuşluyor."

"Ein allzu kurzes Leben", Ronald RENG
"Ben, ben, ben çevireceğim."

Yeni Yazıhane Diyorsak...

Bir yılı geride bıraktığımız gibi soluğu yeni tasarımda aldık. Kubilay Kahveci'nin yeni oyuncakları için buradan yakın. Yazıhan...