13 Aralık 2008 Cumartesi

Kanter 4 President!


Sabah Salsa Basket'te okudum ben de, Anıl'ın radarından hiçbir şey kaçmıyor zaten. Buraya giren oraya da giriyordur gerçi de, biz de hatırlatalım... FIBA Europe'un kendi çapında gelenekselleştirdiği birtakım ödüller varmış. Benim yeni haberim oldu. Sezonun en iyi oyuncusunu ve en iyi veledini seçiyorlar. Bizim 1992 doğumlu çocuğumuz Enes Kanter'in ikinci ödül için adaylar dahilinde olmaması düşünülemezdi. Tabi Enes turnuvalardan da alışık olduğu gibi, yine kendisinden bir jenerasyon büyük oyuncularla kapışıyor genel olarak. Bu sene bir kamuoyu yaratılır da ödülü alırsa bilemem de, favorilerden biri değil. Yine de büyük bir gurur kaynağı tabi bu adaylık da. Enes'i tanıtırken, bu yaz hem U16 seviyesinde, hem de U18 seviyesinde çılgın attığından dem vurulmuş. Arkasına da eklenmiş: Promoted to senior squad at Euroleague side Fenerbahçe Ülker for the 2008-2009 season. "Bogdan Baba Bizi Bırakma!"


Diğer adaylara bakıyorum: Danilo Gallinari, Kosta Koufos, Omri Casspi ve pek tabi Ricky "If Ashton Kutcher and A Giant Nose Had A Baby" Rubio defalarca izlediğimiz hot prospect gençler. Bendeniz Nikos Pappas, Milan Macvan ve Miroslav Raduljica'yı da izleme fırsatı bulmuştum naçizane. Çeşitli müsabakalarda... Ama işin piri Oktay "The Youth Guru" Akarsu tabi, çok şükür o da aramızda bu gece. Ben girizgah yaptım, o da neticelendirecektir bir ara. Zaten Donatas Motiejunas, Tomas Satoransky ve Mario Delas gibi isimleri Türkiye'de ilk onun kaleminden okuduk.

Gazı da verdikten sonra oy verme işlemini nasıl hayata geçireceğinizi de iliştirelim. Veletler için buradan, abileri için de şuradan devam edebilirsiniz... Ben Rubio-Kanter-Casspi ve Türkoğlu-Pekovic-Gasol gibi bir şeyler yaptım galiba. Çok da iddialı değilim, yanlış kamuoyu oluşturmayalım.

12 Aralık 2008 Cuma

Top Ten Ways To Make The U.S. Open More Exciting


10. Ten ball boys, nine uniforms
9. Extra point awarded for nailing opponent in the Adam's apple
8. Ball replaced with ready-to-hatch ostrich egg
7. Uh, cookies?
6. Bring in some of them Olympic beach volleyball babes
5. Make Federer even more Federerer
4. Two words: 'lectrified net
3. Players must begin match with blood alcohol levels of .10
2. Get Andy Dick to spice up the Gatorade
1. Even though she has no experience, put Sarah Palin in the finals

David Letterman - September 5, 2008


David Letterman'ın adı geçmişti sanırım önceki yazıların birinde... Aslında Comedy Central insanları Stephen Colbert ve Jon Stewart'ı daha ilgiyle izliyorum. Hakeza Conan O'Brien'ı da... Letterman'ın daha klasik bir tarzı var ve bazen sıkabiliyor beni. Jay Leno da böyle. Yine de yukarıdaki listeyi, spor ile ilişkisini de düşünerek koymak istedim buraya. Çoğu kişiye soğuk gelebilir, fakat güldürdü beni bir kısmı... 5 numara favorim. Bu arada Letterman'ın Maria Sharapova ile tenis oynamışlığı olsa da, motorsporları olayına daha çok bulaşmış. Hatta Indy Racing League'de başarıyla mücadele eden Rahal Letterman Racing takımının iki sahibinden biri. Böyle de gereksiz bilgi veririm...

Basile feat. Andersen


Adı Avrupa basketbolu için çok büyük bir karşılaşma vardı bu gece: Panathinaikos-Barcelona... İlk maçta Barcelona'daki tecavüz sonrası Pana bu maça farklı bir şekilde asılacaktı hiç kuşkusuz. Zeljko Obradovic maç öncesi sakatlıklardan yakınıyordu, hemen Bernd Schuster'i hatırladık. Neyse ki benzer şekilde talihsiz bir açıklama gelmedi, yoksa O.A.K.A.'dan çıkması pek kolay olmazdı.

Yazın başında Euroleague transferlerini ele alan bir değerlendirme yazısı koymuştum buraya, orada da David Andersen'in tam isabet olduğundan bahsetmiştim zaten. Maça damgasını vuran isim oldu Barcelona adına. O ve Gianluca Basile için farklı bir motivasyon daha vardı bu gece özelinde. Euroleague'deki 165. karşılaşmalarına çıktı bu ikili ve yine eski bir Barcelona oyuncusu Denis Marconato'nun rekoruna ortak oldular. Andersen'in adının Basile ve Marconato ile birlikte anılması şaşırttı beni açıkçası. Marconato ve Basile 1975 doğumlu iken, Andersen 1980 doğumlu. Tabi bu noktada CSKA etkisi giriyor devreye. Her sezon sonuna kadar gidip, oynanabilecek maksimum maç sayısını yakaladıklarını düşününce J.R. Holden'ın da 164 sınırına dayandığını görmek aynı derecede bir sürpriz etkisi yaratamadı bünyede. Basile de böyle bir gecenin şerefine bu sezonki ortalamalarının çok üstünde bir gece geçirdi. 4/9 üç sayı isabeti Basile'yi tanıyanlar için beklenmedik bir şey değil. Fakat yanına eklediği 5 asist ve 4 rebound çok özel rakamlar... En az Basile kadar iyi bir şutör olan İbrahim Kutluay'ın yaşlılık döneminde yapması gereken ama yapamadığı şeyler bunlardı heralde...


Andersen'e gelince... Rusya'daki kariyerinin son iki sezonunda üç sayılık atışları iyiden iyiye portföyüne eklemişti zaten. Ama bugünkü 2/2 Pana uzunları için de çok beklenmedik oldu. 22 sayısının yanına 9 rebound ekledi. Xavier Pasqual maçlara genelde Daniel Santiago ile başlamayı tercih ediyordu, bugün de Fran Vazquez ile başladı. Andersen'i benchten getirme stratejisinin tavan yaptığı maçtı belki de bu maç. Zira bir dönem karşısında Dusan Sakota denen yeni yetmeyi bulan Andersen, rakibini akşam yemeğine aperitif olarak kabul etti.

Bu arada Obradovic saygı duyduğum bir coachtur genel olarak, fakat bu çocuğu neden kadroda tutuyor anlamıyorum. İzmir'de izledikten sonra da çok fazla ileri gidemeyeceğini söylüyordum zaten, o turnuvada zaman zaman istatistik hanelerini doldurmuş olmasına rağmen. Ama Panathinaikos'ta süre bulabilmesini kulüp geleneğinde bulunan milliyetçiliğe bağlıyorum daha çok. Yönetim ne olursa olsun böyle gençlerin fırsat bulmasını istiyor, çok daha iyi Amerikalı oyuncuları getirebilecek finansal güce sahip olmasına rağmen.


Stratos Perperoglou da ayrı bir olay. 5 dakika oyunda kalıp 3 tane üçlük denedi, hiçbiri de boş atış değildi. Sahada da Kostas Tsartsaris ve Dimitris Diamantidis gibi isimler vardı aynı dönemde. Yunan gençlerinin aldıkları süreleri bu şekilde çarçur ettiği bir ortamda, önümüzdeki 10 yıl boyunca Avrupa basketbolunu domine etmesini beklediğim Nikola Pekovic'in 12 dakika alabilmesi büyük hayal kırıklığıydı, gerçi bazı sakatlık problemleri yaşamış hafta arasında. Yine de bu sezon aldığı sürenin daha çok maçta 20 dakikanın üzerine çıkmasını bekliyordum açıkçası.

Ama takıma en büyük zararı veren her zamanki gibi Sarunas Jasikevicius oldu bence. Saras'ı çok severim, antipatik addedilen hareketleri bana pek de öyle gelmez. Ama NBA sonrası kariyeri sürekli bir düşüş halinde. Bunu milyonlar görürken kendisinin bir türlü kabul etmek istememesi hoş değil. Kendisini hala dünyanın en iyi oyun kurucusu olarak görüyor, Indiana ve Golden State formalarıyla geçirdiği iki felaket sezon da bu özgüvene herhangi bir sekte vurmamış anlaşılan. Bu sezon bir oyun kurucu için en önemli istatistik olarak gördüğüm asist-top kaybı oranı neredeyse 1... Euroleague'de 27% ile üçlük atmasına rağmen, kullanmaktan hiç çekinmiyor. Zaten Spanoulis-Diamantidis gibi bir guard ikilin varken, Jasikevicius tercihi doğru bir tercih olmaktan çok uzaktı bana kalırsa. En fazla gövde gösterisiydi.


Regal sponsorluğundaki Barcelona'nın ise en çok point guard pozisyonunda zorlanacağını düşünüyordum. Bu yaz elden çıkardıkları Pepe Sanchez, Sergio Llull'ün iyi başlangıcı sonrası Real Madrid rotasyonunda biraz gerilerde kaldı. İlerleyen yaşına sakatlık sorunları eklendi. Fakat Barcelona oyun içinde böyle bir zekayı arıyor zaman zaman. Evet, Jaka Lakovic'i hiç beğenmiyorum... Pasqual da bu katkıyı ilk beşe yerleştirdiği Basile'den bekliyor olmalı. Victor Sada'nın bugünkü performansı ise sevindirici. Açıkçası geçen sezon Akasvayu Girona formasıyla yaptıkları beni tatmin etmeye yetmemişti Barcelona adına. Bugün Euroleague'de ikinci kez ciddi süre almasına rağmen hiç sırıtmadı, 6 sayı ve 6 asist de Pasqual'ın beklentilerini karşılamış olsa gerek. Sada'nın Barcelona'nın özkaynaklarından yetişen bir değer olduğunu da hatırlatarak Oktay'ın çok sevdiği bir başka İspanyol oyun kurucunun güzel asistinin videosuyla bitirelim.



Haftanın diğer maçlarına da değinelim biraz. Yukarıdaki görüntünün alındığı maçta Ricky Rubio'nun takımı Joventut Badalona, bu maçta Nando Gentile'nin sahaya çıkardığı Lottomatica Roma'yı yenmeyi başarmış. Takım Euroleague'de çok iyi gitmesine rağmen istifasını sunan bir diğer tanıdık sima Jasmin Repesa'nın yerine, Dejan Bodiroga'nın Bogdan Tanjevic'i getirme eğiliminde olduğu çıkmış İtalyan basınında. Tanjevic için zor bir karar olacak. Bir tarafta diline pelesenk ettiği 2010 hedefi, diğer tarafta bir nevi manevi oğlu Bodiroga'nın yanında İtalya'da eski günlerine dönme ihtimali... Lafı gelmişken Fenerbahçe'de hücumda eskiye oranla artan paylaşım güzel de, Marques Green kabak tadı vermeye başladı artık. Devin Smith'i gördükçe de Tarence Kinsey'yi özlememek mümkün değil. Herkes Gordan Giricek'in takıma girmesini bekliyor, inşallah girecek.

Efes Pilsen hakkında bu aralar yeni bir yazı göndereceğim siteye, oradan takip edersiniz. Ancak galibiyete rağmen birkaç detay dışında sevindiren çok fazla şey yok. Kaya Peker bu sezon ilk kez kendini oyuna tam anlamıyla vermiş gözüktü, gerçi yine bazı savunma hataları yaptı ama... Cliff Hammonds da adının güzelliği dışında birkaç numarası olduğunu gösterdi. O da oyun zekası bakımından vasatın altında, şutu da yeterli değil. Fakat penetreleri hoş, savunmada da iyi durdu bu maçta Massimo Bulleri ve Luca Vitali önünde. Panionios deplasmanı sonrası tamam ya da devam diyeceğiz. Onlarda da Goran Nikolic'in yerini alan Demos Ntikoudis ile bir upgrade söz konusu. Bakalım neler olacak. Aynı grupta Real Madrid'in, kuralar çekildiğinde fazlasıyla hafife alınan Partizan'ı iç sahada Reyes-Tomas yapımı bir son saniye mucizesiyle yenebildiğini de hatırlatıp ufaktan Utah-Portland maçına kaçayım. İzlenecek maç değil de, Portland'ın kırmızı formasını seviyorum işte. Bir de Deron Williams'ı...

Moment of Zen #7


"Why would I carry such a weight on my shoulders?
Why do I always help you carry your boulders?"

The Dø

Grubun Yeni Melek konseri öncesi Radyo Eksen söz konusu şarkıyı her saatin başında sektirmeden çaladursun, benzer bir aktarımı Kobe Bryant için yaparak ilham kaynağım olan Murat Can Ege'ye teşekkürlerimi sunayım ben de...

Site eski güncelliğini yakalamışken: Bookmark This Link

10 Aralık 2008 Çarşamba

The Game Winning Shot!


Son kurban Blazers...

Anneciğim Hoffenheim!


Sezon başında Hoffenheim'ın en zayıf halkasının kalecisi Ramazan Özcan olduğunu söylemişim, geçen hafta izleme fırsatı bulduğum Daniel Haas'ı ise beğendiğimi söyleyebilirim. Sezon başında da sakatlığı nedeniyle eldivenleri Ramazan'a teslim etmişti diye hatırlıyorum... Ama Ralf Rangnick o bölgeye bir takviye yapmanın fena olmayacağını düşünmüş. Yurtdışı kariyerinde Stuttgart günlerini özlemle arayan ve daha çok yediği komik gollerle konuşulan Timo Hildebrand'ın sözleşmesinin çift taraflı feshi de gündemde sıcak iken...

Bilindiği üzere geçen sezonki hayal kırıklığı sonrası Valencia'nın kalesi genç Brezilyalı Renan'a emanet. Yedek kulübesinde de bir başka genç isim Vicente Guaita herkesin güvenini kazanmış durumda. Bu şartlar altında son kez Süper Kupa karşılaşmasında Real Madrid'e karşı forma şansı bulabilen Hildebrand'ın salıverilmesi çok anormal değil. Bu kalitede bir kalecinin sadece 5 gün kulüpsüz kalması da anormal değil. Hildebrand'ın, güzel anılar paylaştığı Rangnick'in yanına gitmeyi tercih etmesi hiç değil. Belki de anormal olan Hoffenheim'ın doğru işler yapmaktan vazgeçmemesi.


Savunmada Marvin Compper çok sağlam. Sağ bek Andreas Beck'ten zaten bahsettik. Orta sahada benim çok beğendiğim Sejad Salihovic ve Carlos Eduardo'ya sahipler. Chinedu Obasi ve Tobias Weis gibi oyuncularla ilgili de sadece iyi referanslara sahibim. Vedad Ibisevic ve Demba Ba da gerekeni yapan forvet oyuncuları. En fazla oyun zekalarını sorgulayabiliyorsun zaman zaman. Selim Teber geçen hafta yedekti. Salihovic gibi... Rangnick de rötuşlarla uğraşıyor anlaşılan, ana kadro zengin ve rotasyona müsait iken.

Karlsruhe ve Stuttgart'ın şampiyonluk ihtimali hiç olmadı. Onları her türlü destekleyeceğim de, Renato Augusto'nun, Patrick Helmes'in, Rene Adler'in şampiyon olduğunu görmek de beni mutlu eder. Yani şampiyonluk yolunda desteğim Bayer Leverkusen'den yana bu sezon için. Yine de en büyük merak konusu Hoffenheim'ın sonuna kadar gidip gidemeyeceği... Umut beslemek için birçok sebebimiz vardı. Kendisine Football Manager 2005 kaynaklı bir kırgınlığımız olsa da, Timo Hildebrand'ın gelişi de başlı başına yeni bir sebep olacak bizler için.


Bu da bir köşede bulunsun:

Adsız: "Bir de bana göre Hoffenheim ligden düşmeyi geçtim, Avrupa kupaları bile görebilecek bir takım."

Sheed: "Hoffenheim öyle bir beklenti yarattı, genelde herkes senin gibi bakıyor ama ben bu konuda biraz muhalifim. Ligde kalmaları benim açımdan sürpriz olur, Avrupa kupası görürlerse blogun temasını Hoffenheim mavisi yaparız, bu bir sözdür."

Şu anda teknik yetersizlikler var da yapacağız bir güzellik. Bu bir sözdür. Neyse Kevin Love mahcup etmedi sağolsun...

Deutsches Retro #2


Seksenli yılların sonundan, Bundesliga'dan yansıyan bir kare... Söz konusu takım bugünlerde çok da popüler sayılmaz, ama o günlerde öyleydi. Doksanların gelmesiyle birlikte bu takımımız için 1. Bundesliga uzak bir hedef halini aldı. Ancak bugün Almanya'da herkes onları bu formayla ve göğüslerinde yer alan reklamla hatırlıyor. Onları uzun süre gündemde tutan, bir süre de DFB tarafından sansür yiyen London firmasının ne ürettiğini takım adı ile birlikte yorum ekranına iliştiren ilk kişiye blog olarak sevgilerimizi göndereceğiz. Bu sıralar nakit yönünden sıkışığız da az biraz... Bayram harçlıkları da eskisi gibi değil malum.

DR #1: Stefan Kuntz

Yeni Yazıhane Diyorsak...

Bir yılı geride bıraktığımız gibi soluğu yeni tasarımda aldık. Kubilay Kahveci'nin yeni oyuncakları için buradan yakın. Yazıhan...