1 Temmuz 2010 Perşembe

NBA Türkiye 2010/7


Derginin haberini geçen ay burada vermiştik. Dışarıdan gözlemlediğim kadarıyla hummalı bir çalışma sonucunda dergi pazartesi günü baskıya verildi. Yarından itibaren gazete bayilerinde, kitapçılarda ve seçkin berberlerde bulabileceksiniz... Yazar kadrosu ise şöyle: Anıl Aksaç, Mete Aktaş, Ümit Avcı, İsmet Badem, Mithat Bereket, Caner Eler, Serdar Gürel, Doğan Hakyemez, Ümit Can İlhan, Sedat Koç, Şansal Kulabaş, İbrahim Kutluay, Emre Özcan, Cem Pekdoğru, Alp Ulagay, Yiğiter Uluğ, Oğuz Yenihayat. Satın alıp tamamını okuduktan sonra yorumları yaparız...

Geçen ay batug.com ekibiyle birlikte büyük mesai harcadığımız draft bloguna şuradan göz atabilirsiniz... Akşam eve dönünce off-season geyiklerini başlatalım artık.

Bisiklet Günlüğü - Tirol: Dreiländergiro 2010


Trekking-Bike ile geçirdiğim yaklaşık 2 yılın ardından, Ekim 2009'da bir yarış bisikleti almaya karar verdim. Plan çok basitti. O dönem üniversitede yeni başladığım işten kazandığım paraya dokunmayacaktım ve 2010 ilkbaharına girer girmez yeni sezonu yarış bisikletiyle açacaktım. Bu planımın yalan olmaması için beni bağlayıcı bir şeyler yapmam gerekti. İnternette o dönem dikkatimi çeken Dreiländergiro adındaki halka açık bir bisiklet yarışına kaydoldum. Yani ben Ekim 2009'da, hayatımda hiç yarış bisikletine binmemiş halimle bir yarışa kaydolmuş ve katılım ücretini de havale etmiştim. Organizasyon Haziran 2010'daydı. Bisikleti almak ve forma girmek için 9 ayım vardı.

2 Nisan 2010'da uzun bir bekleyişin ardından yarış bisikleti siparişimi teslim aldım. Henüz bisikletçinin otoparkında deneme sürüşü yaparken yere düşmem, sancılı bir öğrenme sürecinin habercisiydi. 50 kilometrelik düz etaplarla bisiklete alışmaya çalışırken, kışın adam gibi spor yapmamış olmam yüzüme tokat gibi çarpıyordu. 1 Mayıs'ta Frankfurt-Eschborn-Frankfurt rotasında halka açık bir yarışa katılarak ilk ciddi deneyimimi yaşadim. 70 kilometrelik etap dümdüzdü, yağmura rağmen iyi bir ortalamayla da bitirdim.

Fakat bir sorun vardı. Aç karnına 80 kilonun üstü çeken şahsım, bunun yanında eğimli yollarda hiçbir deneyime de sahip değildi. Tabi bu arada Dreiländergiro'ya katılmaktan vazgeçmiştim. Ama yine de yokuşlarda antrenman yapmak lazımdı. Eğer bir Mark Cavendish değilseniz, hiç yükseklik çıkmamanız yarış bisikletine yazık etmeniz anlamına gelir.

Darmstadt'ın güneyinde Odenwald bölgesinde hayatımın ilk tırmanışını yaptığımda (300 metrelik rakım farkı) bu iş için yaratılmadığımı onaylamış oldum. Mayıs ve Haziran boyunca sırf tırmanış çalışarak bir antrenmanda 1000 metre rakım farkı çıkmaya kadar getirdim formu. Peki Dreiländergiro ne olacaktı. 130 kilometrelik bir etap ve toplamda 2000 metre tırmanış... Ben antrenmanlarımda ne 130 kilometre yol almıştım, ne de 2000 metre tırmanmıştım. Yarıştan bir hafta önce 'katıl ne olacak ki' ruhunu kendimde bulur bulmaz, kalacak yer ve treni ayarlamaya koyuldum.

Öncelikle organizasyonun kendisinden biraz bahsetmek isterim. Dreiländergiro, yani üç ülke turu, Tirol bölgesinde Avusturya'dan başlıyor, İtalya ve İsviçre üzerinden tekrar başladığı yere geri dönüyor. Bu yıl 27 Haziran'da 17. kez düzenlendi. 168 kilometrelik A etabına ilk yılımda katılacak kadar saf olmadığımdan, 133 kilometrelik B etabını seçmiştim. Yolum açık olsundu.

Aşırı yorucu, 5 aktarmalı bir tren yolculuğunun ardından Tirol'de yarışın başlangıç ve bitiş yeri olan Nauders kasabasına vardım. Ertesi gün 30 kilometrelik bir gezintiyle Alp Dağları'nda yokuş çıkmak nasıl oluyormuş bir tatmak istedim. Yorulmamam lazımdı. Çünkü yarış bir sonraki gündü. A etabında yarışacak deneyimli bir Alman'ın peşine takılıp yaptığım ufak antrenman kendime olan güvenimi yerine getirdi.


Yarışın nasıl bir deneyim olduğunu yukarıdaki profil resmi ile açıklamak isterim. İlk 28 kilometre Frankfurt'taki yarışı hatırlattı bana. Yüksek tempo, az eğim. Buralarda önlerde yer almaya çalıştım. Çünkü dağda yeterince zaman kaybedecektim. Ardından tırmanışa geçtiğimizde, hayatımda daha önce çıkmadığım yüksekliklere çıkacak olmanın endişesi vardı. Fakat gidiyordu işte bir şekilde. Herkes nasıl çıkıyorsa ben de öyle çıkacaktım. Başka insanlarla sürmek hakikaten çok fark ediyor. Sırf rüzgar boşluğu değil, psikolojik anlamda da geçerli bu. Zirveye gelmeden bir kere ara verip bacaklarımı gevşetmek zorunda kaldım. Onun dışında çok da büyük bir problem yaşamadım. Hızım düşüktü, ama yarışmaya değil bitirmeye gelmiştim.

Kişisel komplekslerim yüzünden bu fotoğrafa bir açıklık getirmek isterim. İçime giren rüzgar, sporcu olmaya çalışan kişiliğimin önüne geçip beni olduğumdan da kilolu göstermiş. O yakayı açmayacaktık.

Dağın ardından 60 km-126 km arasındaki yolun yine benim sevdiğim tipte, yüksek hızla geçilen bir kısım olacağını biliyordum. Kendime bir grup bulup rüzgar boşluğuna takıldığımda bir şeyler yolunda değildi. Dağı aşmıştım ama bacaklarım çok yorulmuştu. İki bacağıma da resmen aynı anda kramp girdi. Bisikleti tekrar durdurmak zorunda kaldım. Bulunduğum gruptan kopmuştum. Neyse ki kramp fazla uzun sürmedi. Yola tekrar koyulduğumda kendime hemen yeni bir grup bulamadım. Bir süre yalnız başıma rüzgar yiyerekten giderken, arkamdan gelip beni yakalayan grup kurtarıcım olacaktı. Bu grupla yaklaşık 50 kilometre boyunca hiç en öne geçmeksizin pedal çevirdim ve 126. kilometredeki yiyecek-içecek noktasına vardım. Mataralarım da boşalmıştı. Burada biraz dinlenip bir şeyler içtikten sonra son 126 km-132 km arasındaki tırmanışa başladım. Rakım farkı 400 metreydi. Odenwald'da çok daha fazlasını başarmıştım. Fakat çok yorgundum. 6 kilometrelik bu tırmanış işkence gibi geldi. Zaten her sürdüğüm metre, hayatımda yeni bir mesafe ve rakım rekoruydu. Alışkın değildim yani. Burası da bittiğinde yine yalnızdım. Önümdekilerden kopmuş, arkamdakilere de yakalanmamıştım. Bu durum finişte unutulmaz bir an yaşamamı sağladı. Son düzlüğe tek başıma girdiğimden, orada mikrofonuyla sürekli bir şeyler anlatan animatör, benim start numaramı bilgisayarına girip kim olduğuma baktı ve anons etti:

"Wir haben den Erhan Leblebici am Ziel, eine türkische Teilnahme in diesjährigem Dreiländergiro, aus Darmstadt. Applaus!"

"Erhan Leblebici bitiş noktasında, bu yılki Dreiländergiro'da bir Türk katılımcı, Darmstadt'tan, alkış!"

B etabında 487 erkek katılımcı arasında 186. oldum. Her yaş grubundan insanın olduğunu düşünürsek idare eder bir sonuç. Bisikletimin üçüncü ayı olduğunu düşünürsek de gayet sevindirici bir sonuç. Beni dağdan sonraki düzlükte taşıyan grubun bunda payı çok yüksek.

Hayatımda hiç unutmayacağım bir haftasonu geçirdim. Üç gün boyunca bana sabahın köründe yılmadan kahvaltı hazırlayan ev sahibim Joseph'e de bir teşekkür borcum var. Üzerimdeki forma da finiş hediyesi. O gün onla dolaştım.

Avusturya, İsviçre ve İtalya'nın kesiştiği Tirol bölgesini kış sporları nedeniyle bilen okurlarımız vardır elbette. Yazın burası adeta bisiklet sporu cennetine dönüşüyor. Yarış bisikleti sürücülerine sunduğu organizasyonlar ve güzel yolların dışında, burası aslında dağ bisikleti merkezi. Türkiye'de daha çok dağ bisikletinin yaygın olduğunu düşünürsek, paraya kıyabilecek ve hevesi olan arkadaşlara Tirol'de bir bisiklet tatili tavsiyemdir.

İleriki turlarda yazıyı daha kısa keseceğim ve coğrafyadan daha çok bahsedeceğim. Bu ilk tur hatırasını yazarken bisikleti alma sürecinden itibaren içine girdiğim duygusallıkta kayboldum.

17 Haziran 2010 Perşembe

The Spider from Hessen: Robin BENZING


Avrupalılar açısından zaten kısır olan draft tek lotarya adayı Donatas Motiejunas’ın da çekilmesiyle tamamen kıta içinde gerçekleşecek gibi. Liginin play-offlarında yaşadığı diz sakatlığı sonrasında Adidas Eurocamp dahil bir dizi önemli workoutu kaçırmış olsa da Fransız Kevin Seraphin en yukarıdan gidebilecek isim... Ryan Richards dışında ilk turu zorlayabilecek başka bir uluslararası oyuncu da göremiyoruz. (Gerçi bir başka Alman Tibor Pleiss'ın Oklahoma City Thunder'ın ilgisini çektiği söyleniyor ki 26. sıradan onu seçmeleri birçok yönden mantıklı.) Bu draftte beklenti içinde olduğum gençlerden Robin Benzing ise Adidas Eurocamp’te fena bir sınav vermemiş olsa da, Almanya’ya dönüşünde menajeri oyuncusunun draftten çekildiğini açıkladı. Herhalde gördükleri ilgiyi yeterli bulmadılar, seneye durumun farklı olup olmadığını göreceğiz fakat uluslararası oyuncu sayısının daha fazla olacağı 2011 sınıfında proje arayışında olan genel menajerlerin önünde geniş bir alternatif yığını olacak... Çok doğru bir karar gibi gelmedi.

Dergi için yazdığım yazı da buraya kısmetmiş, batug.com yürekleri patlatsa da çıkarabilsek bari...

* * *

Geçtiğimiz sonbaharda yine batug.com için yazdığım Eurobasket grup değerlendirmelerinde Dirk Nowitzki sonrası dönemde Alman basketboluna ışık verebilecek 88-89 jenerasyonundan bazı isimlere işaret etmiş ve son olarak da bu oyuncular içinden özel sempatimi kazanmış birini ayırmıştım: Robin Benzing. O turnuvada grupta Letonya’nın da gerisinde kalması beklenen Almanya sınırlarını zorlamış ve Post-Nowitzki dönemi için fazlaca umut vadetmişti. Geçen yaz yapılan U20 şampiyonasında -herkesin odak noktasında bulunan ve adı halen 2011 lotaryası için geçen- Gonzaga oyuncusu Elias Harris’ten şovu resmen çalan Benzing, kendisini sayı krallığına ulaştıran 22.2 sayısını 41% üçlük isabetiyle bulunca dünya listelerine sağlam bir giriş yapmıştı! Bu sene başında da ProA liginde DB Skyliners’ın pilot takımı olan TV 1982 Langen’dan ayrılan Benzing, University of Michigan’a başvurmasına rağmen NCAA’in eligibility kurallarına takılarak veto yedi ve kariyerini ülkesinin en iyi ligine taşımayı tercih etti. Ulm formasıyla kenardan gelerek yarattığı katkıyla, Tibor Pleiss’ın ardından yılın en iyi ikinci çaylağı seçildi ve drafti beklemeye koyuldu.


ProA liginden çıkan pozisyonuna göre uzun ve iyi şut sokan son oyuncunun kim olduğunu biliyoruz, bu nedenle scoutların Benzing üzerindeki ilgisini yadırgamamak gerek. Sezon boyunca Miami, Detroit ve Portland temsilcileri tarafından ziyaret edilen Benzing için en önemli sınav Haziran ayında Treviso’daki Adidas Eurocamp olacak. Şu anda da eski milli takım koçu Svetislav Pesic ile çalışıyor.

Peki bu kampta takım yetkilileri bu genç Alman’dan neler görmek istiyor? Öncelikle Benzing şut stilini hala tam olarak oturtamamış ve geçen senenin ortasında da mekaniğinde ciddi bir değişime gitmiş olsa da pür bir dış skorer. Karşısındaki ortalama bir kısa forvetin onun şutunu -bloklamayı geçtim- rahatsız etmesi bile mümkün görünmüyor. Aynı zamanda boyuna göre çabuk ayaklara ve özellikle öldürücü bir ilk adıma sahip olan Benzing, kendinden uzun savunmacıları bu silahıyla avlıyor. Fakat insanların Nowitzki benzetmelerinden imtina etmesinin başlıca sebebi bu genç adamın yetersiz fiziği ve özellikle de gelişmemiş omuz yapısı. Fakat benzer bir nokta varsa o da bu iki Alman’ın savunmadaki handikapları. Kendisinden uzun oyuncuların karşısında hemen hemen hiç duramayan, bu sebeple bazı small-ball takımları dışında NBA’de 4 numaradan süre alması mümkün gözükmeyen Benzing’in 3 numaraları savunmak için de gerekli lateral çabukluğu gösteremediğini söyleyebiliriz. NBA temsilcileri için çok etkileyici olmayacaktır ama uzun kollarının alan savunmasında ne kadar işlevsel olduğunu eklemeliyiz, bu sayede “Die Spinne” lakabını edindi ki NBA’e gelen son örümcek olan The Spider from Split'in neler yaptığını hepimiz biliyoruz.


Kendisini seçen takımın ona yoğun bir ağırlık çalışması programı vermesi şart, belki bunun için milli takımdan affını istemesi de konuşulabilir. Ulm ile olan sözleşmesi devam ettiğinden, oldukça mantıklı gözüken D-League seçeneği de pek olurlu değil şu aşamada.

Cleveland’a gitse her basketten sonra Rammstein’dan “Benzin” çalarlar mı ki? Gib mir Benzing!

Bunu seven bunu da sevdi: Detlef Schrempf, Bostjan Nachbar, Austin Daye

11 Haziran 2010 Cuma

Olmayınca Olmuyor Ya Hani, Olmuyor Ya!


A ve B grupları havaya girmeme yetti. Kestik! Arkadaşlar teşekkürler, biz sizi tekrar arayacağız. Yukarıdaki de bracket olayı işte, üzerine tıklarsan büyür. NCAA hezimeti unutulmuş değil, ama kayıtlara geçsin diye koyuyoruz.

Şampiyona boyunca koltuktan bilgisayara geçişleri minimuma indirmeyi düşünüyordum ama maçlar arasında çok fazla boşluk var, gelip yazarız belki. Final haftası sonrasında dımdızlak kaldığın ve bedenini apatiye teslim ettiğin o dönemi şükür ki atlattık, hayata devam edebiliriz...


Bu arada draft hadisesi için zaman zaman batug.com'a dikiz rica ederken, hala haberiniz yoksa Mete Aktaş'ın genel yayın yönetmenliğinde NBA Türkiye'nin geri döndüğünü de müjdeliyorum. Bir dergiye ihtiyaç vardı, güzel olacak. Bu dergiyi neden satın alalım?

Başlık: Malt - Mutlu

World Cup '10 Takım Profilleri - Yunanistan


Lamar Odom nedeniyle sinirlerim laçka oldu, bitmez gibi bu profil hadisesi... Böyle bir psikolojideyken sıradaki takımın Yunanistan olması da neşeme neşe kattı gerçekten. Futbol dünyası 2004'te yaşananlara hep bir suçluluk duygusuyla baktı fakat Otto Rehhagel'in yaptığı takdire şayan olmanın yanı sıra modern futbol için birçok çıkarıma imkan tanıyordu. Fakat ülkemizdeki aksi böyle olmadı, sadece birtakım teknik adamların yaptıkları futbol katlini meşrulaştırma aracı oldu. Bu yüzden sevmedik, Yunanistan'a lanet okuduk falan. Sanki bunun için ekstra motivasyona ihtiyacımız varmış gibi...


"The Greek players used to do what they liked. Now, they all do what they can."


Yine geliyorlar. Sadece ikinci kez bu seviyedeler ve ilk ziyaretlerinde gol bile atamadan geri dönmüşlerdi. 2004 mucizesi de tarihlerindeki ikinci Avrupa şampiyonası katılımına denk geliyordu. Rehakles'in yukarıdaki felsefesi burada oynanan futbola da hükmedecektir. Bu sefer takımın kapasitesini optimal şekilde kullanmak istiyorsa aynı formülün işlemeyeceğinden haberdar turnuvanın en yaşlı teknik direktörü. Elemelerde 10 maça sığdırdığı 10 golle düşüşe geçmiş kulüp kariyerini unutturan Gekas bu turnuvaya gelirken Yunanistan'ın poster çocuğu. 2004'ün baş aktörlerinden Charisteas ise o turnuvadaki çıkışını hiçbir zaman oynadığı kulüplere yansıtamadı ve kredisini doldurarak cepten yemeye başladı. Forvette Ioannis Amanatidis'in sakatlığında kendisine yine görev düşebilir fakat Salpingidis ve Samaras gibi o turnuvada faktör olamamış isimlere daha bir umutla bakılıyor Yunan cephesinde. (Savaş terminolojisini kullandığım için biraz suçlu hissettim ama arkasında duruyorum.) Orta sahada da tanıdık yüzler var genel olarak, belki Rehhagel'in güvenini kazanabilmişse Ninis'i izlemek zevkli olabilir.


Kolay bir grupta olmaları dışında tutunacakları pek bir dal yok, Rehhagel de bundan bahsetmiş. Dal kısmından değil de grubun kolaylığından yani... Haklıdır, sahaya çok bir şey koymadan da yukarı çıkılabilecek bir grup. Burada gruptan çıkacak ikinci takımın kim olacağını maç içindeki kritik birkaç anın tayin edeceğini düşünsem de Yunanistan'a çok fazla güvenmiyorum.

Yunanistan bize geçen senelerden farklı şeyler söylemek için fazla malzeme sunmuyor. Ama yazının kısa olmasının tek sebebi bu değil, anlamak için az önce tamamlanan maçı izlemeniz gerek. Cidden...

Euro '08 Takım Profilleri - Yunanistan

1. Kostas Chalkias, PAOK
12. Alexandros Tzorvas, Panathinaikos
13. Michalis Sifakis, Aris

2. Giourkas Seitaridis, Panathinaikos
4. Nikos Spiropoulos, Panathinaikos
5. Vangelis Moras, Bologna
8. Avraam Papadopoulos, Olympiakos
11. Loukas Vyntra, Panathinaikos
15. Vasileios Torosidis, Olympiakos
16. Sotirios Kyrgiakos, Liverpool
19. Sokratis Papastathopoulos, Genoa
22. Stelios Malezas, PAOK

3. Christos Patsatzoglou, Omonia
6. Alexandros Tziolis, AC Siena
10. Georgios Karagounis, Panathinaikos
18. Sotiris Ninis, Panathinaikos
21. Kostas Katsouranis, Panathinaikos
23. Sakis Prittas, Aris

7. Georgios Samaras, Celtic Glasgow
9. Angelos Charisteas, 1. FC Nürnberg
14. Dimitrios Salpingidis, Panathinaikos
17. Theofanis Gekas, Hertha BSC Berlin
20. Pantelis Kapetanos, Steaua Bucuresti

10 Haziran 2010 Perşembe

World Cup '10 Takım Profilleri - Nijerya


Afrika Kupası'nda izlediğim Nijerya sahada kesinlikle kontrolü eline alamayan, gol umutlarını tamamıyla bireysel beceriye bağlamış ve öte yandan da savunma hattında üst seviye için yetersiz gözüken bir takım görünümündeydi. 1994'te katıldıkları ilk kupada çeyrek finalin kapısından dönen ve 1996'da yine Daniel Amokachi, Jay Jay Okocha, Uche Okechukwu ve Sunday Oliseh'ten oluşan o müthiş jenerasyonla olimpiyat altınına giden Nijerya'da 1998'in ilk turundaki İspanya galibiyetini bir istisna olarak alırsak, büyük bir başarıya duyulan özlem gittikçe artıyor... Gözlerini diktikleri çeyrek finali bilemem ama 12 yıl sonra gruptan çıkma konusundaki şanslarının Shuaibu Amodu yerine göreve getirilen Lars Lagerbäck ile daha konuşmaya değer olduğuna katılırım. İsveç ile son eleme grupları dışında başarılı bir kariyere sahip Lagerbäck, milli takımlar seviyesindeki önemli taktisyenlerden. Peki elindeki malzeme nedir?


Nijerya'nın özellikle savunma bölgesinde teknik direktörlerine İsveç kadar cömert davranmadığını söylemek mümkün. Yobo'nun yanına kimin koyulacağı hala muamma, fakat Yobo kariyeri boyunca yapmış olduğu sakarlıkların ötesinde son dönemde oldukça formsuz. Adeleye ya da Shittu'nun ne kadar verim vereceği önemli olacak. Kamerun dışındaki hemen her Afrika ülkesi gibi burada da üst düzey kaleci eksikliğinden bahsedilebilir ama her şeye rağmen Enyeama kıtanın gelişim içerisindeki nispeten sağlam kalecilerinden. John Obi Mikel'in sakatlığı takımı kuşkusuz kötü etkileyecektir, takım içinde liderliğini kabul ettirmiş durumdaydı. Etuhu için önemli bir fırsat kapıda... Yussuf ve Uche ile rijit bir üçlü oluşturabilirler ki bir Afrika ülkesinin orta sahası için bu kelimeyi sarf etmeden önce iki kez düşünürsünüz. Fakat burada alternatifler oldukça sınırlı olacak. Forvet bölgesi en kötü jenerasyonlarda bile tatmin edici yetenekler sunmuştur bizlere bahse konu Nijerya ise. İki sene önceki Afrika Kupası'nı izinsiz bir şekilde terk eden Yakubu, mental açıdan en iyi dönemlerini geçiriyor. Martins'in hızlı başlayan ve gelecek vadeden kariyeri de bir duraklama evresine girmiş gözüküyor. Ama onlar birer adım geri atmışken, gün Odemwingie ve Obasi gibilerinin olabilir.


Çok homojen bir takımdan bahsetmiyoruz ve Lagerbäck de etkisini gösterebilmek için yeterli zamanı bulamamış olabilir. Mikel'in yokluğuna rağmen Angola'da gördüğümüzden daha iyi bir futbol göreceğimizi düşünüyorum. Lagerbäck'e olan güvenim, zayıf grup ve turnuva lokasyonu gibi faktörlerle birleşince aslında ikinci tur için çok da ümitsizliğe kapılmıyorum. Sonrası zor ama bununla da yetinebilmeli ve yeni altın jenerasyonu beklemeliler...

1. Vincent Enyeama, Hapoel Tel Aviv
16. Austin Ejide, Hapoel Petah Tikva
23. Dele Aiyenugba, Bnei Yehuda

2. Joseph Yobo, Everton
3. Taye Taiwo, Olympique Marseille
5. Rabiu Afolabi, Red Bull Salzburg
6. Daniel Shittu, Bolton Wanderers
17. Chidi Odiah, CSKA Moskva
21. Uwa Elderson Echiejile, Rennes
22. Ayodele Adeleye, Sparta Rotterdam

4. Nwankwo Kanu, Portsmouth
10. Ideye Brown, Sochaux
12. Kalu Uche, Almeria
13. Ayila Yussuf, Dynamo Kyiv
14. Sani Kaita, Alania
15. Lukman Haruna, AS Monaco
20. Dickson Etuhu, Fulham

7. John Utaka, Portsmouth
8. Yakubu Aiyegbeni, Everton
9. Obafemi Martins, VfL Wolfsburg
11. Peter Odemwingie, Lokomotiv Moskva
18. Victor Obinna, Malaga
19. Chinedu Obasi, 1899 Hoffenheim

World Cup '10 Takım Profilleri - Güney Kore


Güney Kore bu turnuvada üst üste yedinci kez yer alacak ve bu hakkı elde ederken hiç olmadıkları kadar rahatlardı. Namağlup bitirdikleri eleme grubunun sonunda düşman kardeşlerinin de işini kolaylaştırdılar ve ilk kez Kore'nin her iki yakası birlikte Dünya Kupası tecrübesi yaşayacak. Gerçi aynı grupta bulunan iki ülkenin Güney Kore'deki maçlarından önce konuk ekibin oyuncularının zehirlenmesi sonrasında yaşananları hatırlayınca bu durumdan iki tarafın da çok hoşnut olduğunu sanmıyorum.

Huh Jung-Moo ülkenin yetiştirdiği en büyük efsanelerden. Seksenli yıllarda PSV formasıyla uluslararası şöhreti yakalayan Jindo Dog, milli takımda daha önce asistan olarak da birinci adam olarak da görev almıştı. 2002 başarısının formülü olan yabancı teknik direktör için şansını zorlayan federasyon, Mick McCarthy ve Gerard Houllier tarafından reddedilince Jung-Moo'ya güvendi ve elemelerdeki iyi görüntü de bu güvenlerini destekler nitelikte olunca yeni arayışlara girmedi. Belarus'a yenilmelerini biraz yadırgadım fakat hazırlık maçlarında olur böyle şeyler...


Kadroda ön plana çıkan birkaç yetenek var, fakat fiziksel olarak aynı iş makinesinden çıkmış gibi gözüken bir oyuncu grubuyla oyunlarına bir çeşitlilik katamamaları çok ilerlemelerini engelliyor. Ülkenin siyasi geçmişi düşünüldüğünde futbolda da belli bir Koreli oyuncu prototipi olması çok şaşırtıcı değil. Ancak bu homojenliği özellikle de Guus Hiddink döneminde çok iyi stilize edip diğer Asya temsilcilerine örnek olabilecek şekilde bir Kore ekolü yarattıklarını söyleyebiliriz. Kanatlarda evladımız Three-Lung ve sene boyunca fantezi takımımda hazır bulundurduğum yetenekli Chung-Yong benzer nitelikte de olsa iyi oyuncular. Burada yeteneğiyle diğerlerinden sıyrılan Sung-Yong'u da hesaba katmalıyız. Monaco'da neredeyse en büyük hücum silahı haline gelmiş Chu-Young ülke futbolunun son fenomeni. Fakat savunma oyuncuları fiziken yetersiz, 2002'nin en iyilerinden veteran Woon-Jae ise kalede güven vermekten çok uzak ve fazlasıyla sakar. Bu seviyedeki birçok takım gibi ideal onbir ile yedek kulübesi arasındaki kalite farkı da sıkıntı verebilir.


Güney Kore'nin içinde bulunduğu grup şansın yardımıyla ikinci tura ilerlemelerine imkan verebilirmiş gibi gözüküyor. 2006'da grup aşamasında 4 puan alan ve şanssız bir şekilde elenen kadroya göre daha yetenekli bir oyuncu grubuyla Güney Afrika'ya geliyorlar. Kimya problemi yaşamayacaklarını tahmin etmek çok zor değil, ülke insanının yapısı da malum. Yunanistan'ı bir adım önde görüyorum, fakat Port Elizabeth'te grubun açılışının yapılacağı karşılaşma grubun kaderini çizecek maç olabilir.

1. Lee Woon-Jae, Suwon Blue Wings
18. Jung Sung-Ryong, Seongnam Ilhwa Chunma
21. Kim Young-Kwang, Ulsan Hyundai

2. Oh Beom-Seok, Ulsan Hyundai
3. Kim Hyung-Il, Pohang Steelers
4. Cho Yong-Hyung, Jeju United
12. Lee Young-Pyo, Al-Hilal
14. Lee Jung-Soo, Kashima Antlers
15. Kim Dong-Jin, Ulsan Hyundai
22. Cha Du-Ri, SC Freiburg
23. Kang Min-Soo, Suwon Blue Wings

5. Kim Nam-Il, Tom Tomsk
6. Kim Bo-Kyung, Oita Trinita
7. Park Ji-Sung, Manchester United
8. Kim Jung-Woo, Gwangju Sangmu Phoenix
13. Kim Jae-Sung, Pohang Steelers
16. Ki Sung-Yong, Celtic Glasgow
17. Lee Chung-Yong, Bolton Wanderers

9. Ahn Jung-Hwan, Dalian Shide
10. Park Chu-Young, AS Monaco
11. Lee Seung-Yeoul, FC Seoul
19. Yeom Ki-Hun, Suwon Blue Wings
20. Lee Dong-Gook, Jeonbuk Hyundai Motors

Yeni Yazıhane Diyorsak...

Bir yılı geride bıraktığımız gibi soluğu yeni tasarımda aldık. Kubilay Kahveci'nin yeni oyuncakları için buradan yakın. Yazıhan...