17 Ocak 2009 Cumartesi

"...They Are Still A Contender"


Yahoo'nun NBA sayfasını açınca ilk dikkatimi çeken bu oldu bugün. Kimden bahsediyorsun sorusunun cevabı, tahmin etmenin çok da zor olmayacağı gibi Spurs. Şimdi yazıya geçmeden önce bir konuda anlaşalım, bu takımın sezona 2-5 gibi bir dereceyle başladığını -ki biri Minnesota karşısında ve uzatma sonucunda- ve o dönem Spurs hakkında konuşulanların çoğunun "Onlardan cacık olmaz artık, bench falan da kalmadı, Ginobili de kimbilir ne zaman dönecek" şeklinde olduğunu unutmayalım.

Şu anda durum ne mi? 25-12 ile Batı ikincisi durumda Spurs. Eh, bu takım boşu boşuna son yılların Amerika'daki en başarılı takımlarından biri olarak gösterilmiyor, Duncan da NBA tarihinin en büyük winnerlarından. Bazıları hala onun All-Star'da oynayıp oynamamasını tartışadursun, Duncan NBA tarihine adını şimdiden yazdırdı, yemişim şovu. Duncan demişken devam edelim Duncan'dan... Duncan'ın play-off(hatta ileriki turlar) için yanındaki ilk beş adamları Finley, Bowen ve Bonner. Bowen ve Finley sadece beşinci adam olup dış şut ve savunma katkısı yapma yeterliliğindeyken, neredeyse 30-33 dakika sahada kalıp takımın en önemli üçüncü(Parker da sakatlanınca ikinci) skor opsiyonu oluyorlar, Bonner'ın da görevi pota altında Duncan'ın yükünü hafifletmek. Gerisini siz düşünün. Bu arada Ginobili yazın Arjantin sevdasına sakatlanmış ve ne zaman döneceği belli değil. Durumu ciddi, hatta "Ginobili dönene kadar Spurs bu kadroyla play-off trenini kaçırır" deniyor. İşte sezon bu şartlarda başladı Duncan ve Spurs için. Son yıllara damgasını vurmuş bir takım için pek tatmin edici olmasa gerek.


Ama büyük takım işte, yukarıda da bahsettiğim gibi son yılların en başarılı takımlarından biri. Ve bu takımın yenilmeyi kabullenemeyen bir lideri var, draft edildiğinden beri fark yaratan bir lideri. Sezon başındaki onca "Spurs bitti, zaten çok yaşlandılar artık. Şuna bak, Bowen, Finley falan, huzur evi gibi eheh" geyiklerine rağmen, bu takımın son 12 maçta 2 yenilgi aldığını ve önlerindeki beş maçın Philadelphia, Chicago, Charlotte, Indiana ve New Jersey ile olduğunu hatırlatayım. Ha geçen senelerdeki görüntüden fark isterseniz, geçen senelerde play-offlara doğru vites arttıran, normal sezonun ilk aylarını rölantide götüren Spurs artık sezonun tümünü aynı ciddiyetle oynuyor ve oynamak zorunda... Kadro genişliği normal sezonu rölantide götürecek kalitede değil çünkü. Bu da daha fazla yıpranmaları demek normal sezon boyunca.

Not: Eski Pacer Austin Croshere ile 10 günlük kontrat imzalamışlar. Indiana 2000 yılında NBA finallerine çıktığı sene de kadrodaydı Croshere ve 10 küsür sayı, 6 küsür de rebound ortalamaları vardı yanılmıyorsam.

16 Ocak 2009 Cuma

Çalıkuşu Dizisi - 1986

Hepimizin televizyon sayesinde eski Türk sineması hakkında engin bilgileri vardır. Fakat iş eskiden TRT başta olmak üzere çeşitli kanallarda yayınlanan kaliteli dizilere gelince, bizle yaşıt birçok yapımın ya varlığından haberdar değiliz, ya da televizyon göstermediği için haklarında bilgi edinme fırsatımız olmadı. "Çalıkuşu", "Küçük Ağa" gibi eserlerin çok başarılı oyuncularla, TRT ciddiyetinde dizi haliyle ekrana getirilmesini çoğumuz görmedik ya da hatırlamıyoruz. Türk gencinin bu eserler hakkında mümkün olduğunca çok bilgi sahibi olması gerektiği aşikar. İnternette paylaşım olanaklarının yaptığı patlamayla birlikte, yabancı dizilere verdiğimiz vaktin bir kısmını eski TRT dizilerine vermek de artık mümkün. Ayrıca bu, ilkokul Türkçe kitabımıza boynumuzun borcudur diye düşünüyorum. Yazının sonunda, dizinin tamamını(7 bölüm) izleyebileceğiniz bir link paylaşacağım sizlerle. Aşağıda yazanları da o linke tıklamak için motivasyon olarak görebilirsiniz.



Rahmetli yönetmen Osman Fahir Seden tarafından Reşat Nuri Güntekin'in aynı adlı romanından uyarlanan Çalıkuşu dizisi, 1986 yılında TRT'de 7 bölüm olarak yayınlanmıştı.

Bu diziden tam 20 yıl önce yönetmen Osman F. Seden, Çalıkuşu romanını anlatan, Türkan Şoray ve Kartal Tibet'in oynadığı bir sinema filmi çekmişti. Seksenli yıllarda, yani renkli televizyonun hemen her eve girdiği dönemde, ünlü edebiyat eserlerinin televizyonda dizi film olarak uyarlanması fikri doğmuştu. 1983 yılında Tarık Buğra'nın Küçük Ağa adlı romanından uyarlama diziyi 1986 yılında Çalıkuşu takip etti.

Çalıkuşu'nun hikayesine çok kısa değinecek olursak...

--- uyarı ---

Erken yaşta annesini kaybeden Feride, asker babasının sürekli başka yerlere tayini nedeniyle teyzesinde kalmaktadır. Feride, zor ve inatçı bir çocuktur, evdeki herkesi peşinden sürükler. Bir gün izne gelen babası Feride'yi bir Fransız mektebine yatılı olarak verir. Yıllar geçip Feride büyüdükçe, Feride ile kendisini sıkça ziyaret eden, teyzesinin oğlu Kamuran arasında bir aşk başlar. Evlenme hazırlıkları sırasında, aldatıldığını öğrenen Feride kaçar ve Anadolu'ya öğretmen olarak gidip kendi ayakları üzerinde durmaya çalışır.


--- uyarı sonu ---

Yönetmen Osman F. Seden, Feride rolü için 1981'de güzellik kraliçesi seçilen ve ülkemizi aynı yıl Miss World'de temsil eden Aydan Şener'de karar kılar. Aydan Şener henüz 23 yaşında göstereceği başarılı performansıyla büyük beğeni toplayacaktır. Şahsen ben diziyi izlediğimde, Aydan Şener'in Feride rolünün gülümsemesi ardındaki hüznünü, acılarına rağmen tek başına ayakta durmaya çalışmaktaki asaletini, güzelliğini ve saflığını, ama bir o kadar da inatçılığını canlandırmak için bu dünyaya gelmiş olduğu hissine kapıldım. Aydan Şener bu rolüyle çok beğeni toplayacak, TRT'de Osman F. Seden'in bir sonraki projesi "Yeniden Doğmak" dizisinde de başrol oynayacaktı.

Hikaye Osmanlı Devleti'nin son yıllarında geçtiğinden, Aydan Şener'in canlandırdığı karakter rengarenk çarsafların içinde, peçesiyle, elinde şemsiyesiyle ve ağır başlılığıyla dönemin oturaklı, İstanbul Türkçesi konuşan, Fransız mektebinden çıkma bir kız. Ancak bir yandan da Anadolu'nun en ücra köylerinde fedakarca görevini yapan idealist bir öğretmen.

Çarşaf konusunda ufak bir de ayrıntı paylaşmak isterim:
Oyuncu, 2008 senesinde tiyatroda başrolünü oynadığı "Çılgın Yenge" adlı oyun için çarşaf giyecek ve gazetecilerin "Giymekten rahatsız oldunuz mu" sorusuyla karşılaşacaktır. Aydan Şener bu soruya cevaben, 22 sene önce Çalıkuşu dizisinde çarşaf giydiğini, o zamanlar kimsenin bu tip sorular sormadığını söyleyecektir.

Kamuran karakteri ise Kenan Kalav tarafından canlandırılıyor. Bunun dışında, o dönem bugünkü gibi TV kanalı ve dizi enflasyonu olmamasından olsa gerek, Yesilçam'ın birçok ünlü ismi 7 bölümlük dizinin bazı bölümlerinde rol alıyor. Bunların arasında Sadri Alışık, Ali Şen, Sümer Tilmaç, Hayati Hamzaoğlu ilk aklıma gelenler. Bugün hiçbir yerde oluşturulamayacak kadar zengin bir kadronun varlığından söz edebiliriz yani.

Kimimizin sadece ilkokul Türkçe kitabında okutulan kesitiyle tanıdığı, kimimizin bizzat okuduğu Çalıkuşu romanının dizi uyarlaması olan bu TRT yapımını izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
Önemli bir edebiyat eserimizi bir de ekrandan görme şansı bulacak, Osmanlı Devleti'nin son yıllarındaki yaşantı biçimini daha yakından tanıyacak, anlayacak, o dönemin dizileriyle günümüz dizilerini konu, biçim ve sunum açısından bir nebze de olsa karşılaştırma şansı bulacaksınız.
Ayrıca, doksanlı yıllarda çok da kalıcı bir işe imza atamayan Aydan Şener'in ve yine doksanlarda uyuşturucu dağıtımından hapis yatan Kenan Kalav'ın aslında zamanında TRT'ye ne kadar da yakışan genç sanatçılar olduklarını, Sadri Alışık'a yaşlılığın ne kadar çok yakıştığını ve daha nice oyunculuk harikalarını göreceksiniz.

Şayet ilgilenirseniz dizinin tamamını (7 bölüm) bu adresten izlemek mümkün...

Süpper Gizi!



Brazzaville konseri için çıkmadan önce bunu ekleyeyim dedim. En iyi "Super Gizi" yorumu büyük ihtimalle, bu gece de aynısından bekliyoruz. Peçeteye yazıp veririz artık David Amca'ya da... Repler 'geleceğin en iyi NBA yazarı' Orkun Çolakoğlu'na. Güzel paylaşım!

"If life's just a dream
A melancholy scene
I want to sleep with you forever dear..."

15 Ocak 2009 Perşembe

Selam!


Numaraiki'nin gerçekleştirdiği büyük revizyonla birlikte aranıza katılmış bulunuyorum. Kendimi tanıtarak, ilk postumu atayım izninizle...

Ben Doğuş, 17 yaşına 1 ayı kalan, Eskişehir'de okuyan bir TM öğrencisiyim. Batuğ'da, LakersTR'de Dodi nickiyle görmüş olabilirsiniz, görmemiş de olabilirsiniz. Ancak umarım bundan sonra yazılarımla sizde iyi izlenimler bırakabilirim. 17 yaşıma bakmayın, NBA'in ilk Digiturk döneminde takip etmeye başladım NBA'i. Üç seneye yakın süredir de internetteki forumları takip ediyorum. Ayrıca futbolla da babamın eski futbolcu, dedemin de eski milli kaleci olmasının da etkisiyle bayağı iç içeyim çocukluğumdan beri. Ancak şu anda NBA biraz daha öne çıktı benim için, daha çok NBA'i takip ediyorum yani futbola göre. Avrupa liglerini pek takip edemez oldum bu aralar, haftasonları pek evde olamadığım için. Ancak Eskişehirspor'un evindeki sadece tek bir lig maçını kaçırdım ilk devre itibarı ile. Her neyse...

NBA'de Lakers'ı, Türkiye'de Galatasaray(ilk tercih) ve Eskişehirspor'u tutmaktayım. Ayrıca herkesin hayran olduğu Barça'nın inanılmaz futboluna ben de kaptırdım bu aralar kendimi(Messi'nin Osasuna'ya attığı gol neydi öyle arkadaş)... Avrupa'da Bergkamp döneminden gelen bir Arsenal&Hollanda sempatim de var.

Boş vakitlerimi ya internette ağırlıklı spor olmak üzere yazılar okuyarak ya da kitap okuyarak geçiririm. "Eroinle Dans", "Uçurtma Avcısı" ve "MİT'in Gizli Tarihi"ni tavsiye ederim. Yok şaka yapıyorum tabi, o her lisede bulunan ve bir anda 'derin devlet' kitapları okumaya başlayan TM çocuklarından değilim. Beğenerek takip ettiğim bloglar ise Aceto Balsamico, Salsa Basket, Tardini Büfe, Genç Subaylar ve Kapalı Kale Arkası. Yazımı yine çok sevdiğim Can Yücel'in bir şiiri ile noktalayayım:

EĞER

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!

Editörün Notu: Eski fotoğraf çok bayıktı, yenisindeki yardımları için Genç Subay Kubi Kuhn'un gözlerinden öperim efendim... Cavs kaynaklı efkarına rağmen üstad konuşturmuş yine.

14 Ocak 2009 Çarşamba

Formula 1 Padok - Kim Ne Demiş - Vol.1


- "Umarım olur. Zaten Montreal'de de Fransızca konuşuluyor."
(Mr. Thiessen, Fransa GPsinin takvimden çıkarılması halinde Kanada GPsinin tekrar takvime dönme ihtimali üzerine.)

- "Siz eşinizi basın toplantılarına çağırıyor musunuz?"
(Nico Rosberg, kendisine neden kız arkadaşını yarışlara getirmediğinin sorulması üzerine.)

- "Tabi ki evet, hele ki bugünkü pilotların çok daha az işle ne kadar para kazandıklarını görünce... Üstelik bu yeni arabalarla bizim ampulü de yakmamış olurduk."
(Niki Lauda, "Bugün bir F1 pilotu olmak ister miydiniz" sorusu üzerine.)

- "Evet!"
(Christian Klien ve Vitantonio Liuzzi, "Formula 1'e girdiğinizden bu yana daha çok mu seks yapmaya başladınız" sorusuna ortak cevap veriyor.)

- "Kimi arada bir içiyor olabilir. Biz her yarıştan sonra kafaları çekerdik."
(Niki Lauda, Kimi'nin alkol rezaletinde anormal görülecek bir durum olmadığını düşünüyor.)

- "Şişmanlar spor yapınca öyle olur."
(David Coulthard, Juan Pablo Montoya'nın tenis oynarken sakatlanması üzerine.)

- "David bizde sakal uzatabilir."
(
Red Bull'dan Dietrich Mateschitz, yeni pilotunun McLaren'dayken PR çalışmaları için sakalını kesmek zorunda olması ve hatta bunun sözleşmeyle güvence altına alınmış olmasını hatırlatarak.)

- "3 yumurtalık."
(David Coulthard, Red Bull'da yarış kazanmak için neye ihtiyacı olduğu sorusunu cevaplıyor.)

- "Güzel! İki kişi daha gitti."
(Ralf, kardeşi Michael ile takım arkadaşı Juan Pablo'nun Malezya'da çarpışmasından sonra ne düşündüğünü açıklıyor.)

- "Rubens will have two F2002 at his disposal for his homerace."
(Ferrari'nin basın açıklamasında yazım hatası. Brezilya GPsinde F2002'yi sadece Michael Schumacher kullanıyor, Rubens Barrichello ise F2001 ile yarışıyordu.)

- "Daha bayık olamazdı."
(Alex Wurz, Michael Schumacher'in İtalya'da, Ferrari'nin kendi taraftarı önünde kazanıp, rakibi Alonso'nun yarış dışı kalmasıyla şampiyonada liderliği ele geçirip, her şeyin mükemmel gittiği bir günde Formula 1'i birakacağını açıklamasını basit bir Hollywood senaryosuna benzetiyor.)

Kaynak: f1total.de

10 Ocak 2009 Cumartesi

KP Strikes Again!


Darius Miles'ın sağlık sorunları sonrası aldığı 'çürük raporu', bu sayede Miles'ın kontratının ederinin Blazers'ın capinden düşürülmesi, ancak aynı Miles'ın sezon başında Celtics ile work-outlara çıkması, Danny Ainge'in söz konusu work-outlar ile ilgili olumlu sözleri, ardından bu sefer de hastası olduğumuz GM Chris Wallace'ın D-Miles'a ikinci şansı vermek istemesi... Ve bu şekilde devam eden bir olaylar silsilesi... En sonunda da Kevin Pritchard'ın tüm NBA genel menajerlerine gönderdiği tehditkar e-mail... Bunun nedeni belli. Daha önce alınan çürük raporu, Darius Miles 10 maçta forma giydiği takdirde geçerliliğini yitirecek, bu da Blazers'ın gelecek yaz ziyadesiyle boşalacak capine binecek ekstra bir 18 milyon demek. Pritchard'ın özellikle oyun kurucu bölgesinde yapmayı düşündüğü bir upgradei fazlasıyla zora sokacak bir 18 milyon bu. Bu genç takımın bir basamak yukarıya çıkmasını sağlayacak hamleden mahrum bırakacak belki de Pritchard'ı...


İyi GMdir, bazı tercihlerini doğru bulmayıp eleştirsek de severiz kendisini ama, şu muhtıra hiç yakışmamış kendisine. Hardwood Paroxysm de cezayı kesmiş hemen, yukarıda gördüğünüz gibi. Halihazırda, Celtics formasıyla çıktığı preseason maçlarının da dikkate alınmasıyla 8 maç forma giydi D-Miles. Kaldı 2! Daha iyi bir şeyler düşünmen lazım, KP!

The Youngest Guns? Ha-Ha...

Yeni Yazıhane Diyorsak...

Bir yılı geride bıraktığımız gibi soluğu yeni tasarımda aldık. Kubilay Kahveci'nin yeni oyuncakları için buradan yakın. Yazıhan...